Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı


Türkiye’de Yargı Bağımsızlığına İlişkin  Kimi Sorunlar ve Çözüm Önerileri 

Doç. Dr. Yüksel METİN
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi


Anayasa Yargısı 27 (2010)

I. Genel Olarak Yargı Bağımsızlığı  

Hukuk devleti ilkesi, özgürlükçü, çoğulcu, çağdaş demokrasinin  olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğünün  yaşama geçirildiği, yönetimde keyfiliğin önlendiği, devletin hukuka  bağlı  olduğu,  yargının  bağımsız  niteliğiyle  siyasal  baskı  ve  karışmalardan etkilenmeden çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit  uygulandığı,  hak  ve  özgürlüklerin  güvenceye  alındığı,  bireylere  hukuk  güvenliğinin  sağlandığı  bir  sistemi  ifade  eder.  Hukuk  devletinden  söz  edebilmek  için  genel,  soyut,  önceden  bilinebilir,  anlaşılabilir ve istikrarlı kurallardan oluşan bir hukuk düzeni mevcut  olmalı ve hukuk kuralları yönetilenler kadar siyasi iktidarı kullanan  devlet organlarını ve yöneticilerini de bağlamalıdır.

Hukuk  devleti,  devlet  iktidarının  hukuka  bağlılığını,  sınırlanmasını ve dengelenmesini sağlayan iki sütuna dayanır.

Birinci  sütun kuvvetler ayrılığı prensibidir. 
Diğer sütun ise, temel hak ve  özgürlüklerin güvence altına alınmasıdır. 

Hukuk devletinin bu iki  temel sütunu diğer unsurlarla desteklenmekte ve tamamlanmaktadır.  Hukuk  devletinin  gereklerinden  biri  de  kuvvetler  ayrılığı  prensibidir. Anayasacılık düşüncesi sınırlı devlet ilkesinin bir unsuru  olan  kuvvetler  ayrılığı  ilkesi  genellikle  hukuk  devleti  ilkesi  ile  ilişkilendirilmektedir.  Esasen  hukuk  devleti  ve  kuvvetler  ayrılığı ilkeleri anayasacılık düşüncesinin iki farklı yüzüdür. Hukuk devleti  ile  kuvvetler  ayrılığı  arasındaki  ilişki,  yani  kuvvetler  ayrılığının  hukuk devletinin kurucu öğelerinden biri olması tartışmasız kabul edilmektedir. Kuvvetler ayrılığı, siyasi iktidarın kullanımını yasama,  yürütme ve yargı organlarına dağıtmak suretiyle, iktidarın tek bir  elde  toplanmasını  önler.  Siyasi  iktidarın  devlet  içinde  dağıtılması  hem farklı organlara düşen güç payını azaltır, hem de bu organların  birbirlerini  dengelemesine  imkân  verir.  Kısaca  kuvvetler  ayrılığı,  devlet iktidarını sınırlandırır ve özgürlükleri güvence altına alır.1  

1   Mustafa  Erdoğan,  Anayasa  Hukuku,  Orion  Yayınevi,  Ankara  2005,  s.  79‐80;  Mustafa  Kutlu,  Kuvvetler Ayrılığı, Seçkin Yayınları, Ankara 2001, s. 198.

Kuvvetler  ayrılığı  kavramı,  18.  yüzyıldaki  aydınlanma  anlayışıyla birlikte siyasi yaşamın temel bir prensibi haline gelmiş,  Kuzey Amerika ve Fransa’da aynı zaman diliminde ortaya çıkmıştır.  Kuvvetler ayrılığı, insanın tabiatı icabı yetkisini kötüye kullanmaya  eğilimli olduğu ve bundan dolayı da kontrol ve karşı ağırlığa ihtiyaç  olduğu düşüncesine dayanır. 

Günümüz kamu hukuku anlayışında kuvvetler ayrılığı, yasama,  yürütme ve yargı yetkilerinin farklı organlarca kullanılması şeklinde  anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin günün  şartlarına göre yeniden bir değerlendirmeye tâbi tutulması gerektiği  de  ileri  sürülmektedir.  Bu  yaklaşıma  göre,  kuvvetlerin  değerlendirilmesinde  kuvvetlerin  dengelenmesi  yani  kuvvetlerin  birbirini  durdurması  düşüncesinden  çok  kuvvetlerin  yumuşak  bir  ayrılığı ve işbirliği olgusuna ağırlık verilmelidir.2 Bir başka deyişle,  kuvvetler  ayrılığı  “medeni  bir  işbölümü”  olarak  görülmelidir.  Nitekim  1982  Anayasası’nın  Başlangıç  metninin  4.  paragrafında,  “(K)uvvetler  ayrımının,  Devlet  organları  arasında  üstünlük  sıralaması  anlamına  gelmeyip,  belli  Devlet  yetki  ve  görevlerinin  kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve  işbirliği  olduğu  ve  üstünlüğün  ancak  Anayasa  ve  kanunlarda  bulunduğu” ifade edilmektedir. Bu da bize gösteriyor ki, anayasa koyucunun  iradesine  göre,  üçüncü  kuvvet  olan  yargı,  ilke  olarak  diğer iki kuvvetle eşit düzeyde ve eşit değerdedir.

2   Ayrıntılı bilgi için bkz. Ender Ethem Atay, “Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Uyarınca Yürütme Yargı  Ayrılığı  ve İdari  Yargı  Denetiminin  Niteliği”,  2008  Yılı İdari  Yargı  Sempozyumu

Yasama  ve  yürütme  organları  siyasi  iktidarı  kullanan  organlardır.  Bu  nedenle  siyasi  sorumluluğunun  ve  demokratik  meşruiyetinin  bulunması  gerekir.  Hiçbir  devlet  organının  sorumsuzca,  başına  buyruk  siyasi  kararlar  alamaması,  temel  bir  ilkedir.  Kim  siyasi  iktidarı  kullanıyorsa,  siyasi  ve  demokratik  bir  denetime  tabi  olmak  zorundadır.  Yasama  organının  doğrudan  seçmenler tarafından seçilmesi, yürütmenin doğrudan veya dolaylı  olarak  seçimle  belirlenmesi,  onların  egemenliğin  sahibi  olan  halk  karşısında  sorumlu  olduğunu  ve  hesap  vermekle  yükümlü  olduklarını gösterir. Buna karşılık mahkemeler bağımsız olmalıdır.  Ancak  bu  bağımsızlık,  mutlak  anlamda  anlaşılmamalıdır.  Mahkemeler kanunları uygulamakla görevlidirler. Kanunlar ise, yasa  koyucu  tarafından  kabul  edilirler.  Dolayısıyla  yargı  bağımsızlığı  yalnızca  kanuna  bağlılık  çerçevesinde  söz  konusu  olur.  Yargı  bağımsızlığının temelini oluşturan kuvvetler ayrılığı ilkesi de, somut  uyuşmazlıklarda  başkaca  kriterlere  göre  değil,  kanuna  göre  karar  verilmesi gerektiğini söyler. Bu durumda yargı bağımsızlığı kanuna  bağlılık ilkesine uyulması ile sağlanabilir.3   

 3   Hansjörg  Seiler,  “Die  Oberaufsicht  der  Parlamente  über  die  Justiz:  Die  Interessenlage  der  Parlamente”, Parlament, November 2002, Nr. 3, 5. Jahrgang, s. 8.

Hâkimler yalnızca kanuna bağlı oldukları için bağımsız olmak  zorundadırlar. Kanuna bağlılık, yargı bağımsızlığını güvence altına  alan bütün düzenlemelerde vurgulanan bir husustur. Kanuna bağlılık  ve yargı bağımsızlığı madalyonun iki yüzü gibidir. Hâkimlerin emir  ve talimatlarla bağlı olmaksızın, objektif ve tarafsız karar vermeleri,  yalnızca hukuka bağlı kalarak karar vermeleri halinde mümkündür.  Yargı  bağımsızlığının  tek  konusu  ve  nihai  amacı  da  bunu  sağlamaktır.4  



4   Hans  Joachim  Faller,  “Die  richterliche  Unabhängigkeit  im  Spannungsfeld  von  Politik,  Weltanschauung und öffentlicher Meinung“, in: Festschrift für Wolfgang Zeidler, Walther Fürst  (Hrsg.), Band 1, Walter de Gruyter Verlag, Berlin 1987, s. 82. 

Kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde yargının konumuna ilişkin  olarak  Giegerich, şu  tespiti  yapmaktadır:
“Ben  yargının  tamamen kendi  kendisini  idare  etmesi  hakkı  olduğuna  dair  teoriyi  doğru  bulmuyorum.  Kuvvetler  ayrılığı  ilkesi,  devletin  her  bir  kuvvetini  devlet içinde küçük bir devlet yapan mutlak bir ayrımı gerektirmez.  Daha ziyade, devleti iyi yönetişim anlayışına sahip kılabilmek için bu  üç  erkin  iyi  niyetle  birbiriyle  işbirliği  yapmaları  zorunludur.  Bu  yüzden güçler ayrılığı ilkesi, aslında devletin üç erki arasında etkili  bir ‘kontrol ve denge sistemi’ anlamına gelir.”5  
 5   Thomas Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, 2009

İki  organ  arasındaki  ilişkinin  niteliğini  açıklayan  bağımsızlık  kavramından,  bir  organın,  işlevsel  yönden  diğer  bir  organ  ya  da  organ  gruplarının  etki  ve  müdahalesi  olmaksızın  faaliyet  gösterebilmesi anlaşılır. Yargı bağımsızlığı da yargının hiç bir organ  ve  makama  bağlı  olmadan,  emir  ve  talimat  almadan  görevlerini  özgür biçimde yerine getirebilmesidir. Yargı görevine ilişkin olarak  Mahkemelere  hiçbir  telkin  ve  tavsiyede  bulunulamaz  ve  genelge  gönderilemez.  Herhangi  bir  baskının  yapılması  kadar  yapılabilme  olasılığı  da  yargı  bağımsızlığını  zedeler.  Yargı  bağımsızlığından  yargının  yalnızca  yürütme  organı  karşısındaki  bağımsızlığı  anlaşılmaz. Bu bağımsızlığın yürütme organı yanında yasama organı  ile devlet ve toplumda etkili olan sosyal‐ekonomik baskı grupları  karşısında da gerçekleştirilmesi gerekir. Yasamaya, yürütmeye ya da  öteki güçlerin denetimine bağlı ve etkisine açık olan yargı, bağımsız  olamaz.6  

6   Bkz. Anayasa Mahkemesinin 27. 04. 1993 tarih ve E. 1992/37, K. 1993/18 sayılı kararı.

Bağımsız  yargı,  insan  haklarının  ve  özgürlüklerinin  başlıca  güvencesidir. Çünkü hukuk devleti, özünü yargının bağımsızlığında  bulur.  Günümüzde,  demokratik  rejimlerin  olmazsa  olmaz  unsurlarından  birisi  olarak  kabul  edilen  hukuk  devleti  ilkesinin  yapıtaşlarından  başlıcası,  yargı  bağımsızlığı  ve  tarafsızlığıdır.Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, anayasacılığın, insan hakları ve  demokrasinin korunmasının ve hukuk devleti ilkesinin köşe taşlarını oluşturmakta olup, önemleri Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler  tarafından kabul edilmektedir.8 Yargının, hukuk devletinin kendisine  yüklediği bu denetim fonksiyonunu yerine getirmesi ise, ancak bu  organın  tarafsızlığını  ve  bağımsızlığını  garanti  eden,  yargı  fonksiyonuna  etkinlik  ve  verimlilik  kazandıran  mekanizmaların  varlığıyla mümkün olabilir.9  

                                                
7   Ozan Erözden, “Hukuk Devleti İlkesi ve Yargı Tarafsızlığının Normatif Hukuk Ötesi Boyutu”,   in:  Yargısal Düğüm: Türkiyeʹde Anayasal Reforma İlişkin Değerlendirme ve Öneriler, (Edt. Serap  Yazıcı), TESEV Raporu, İstanbul 2010, s. 10. 
8   Thomas Giegerich, “Yargının Bağımsızlığı: Kavramsal Çerçeve, Tarihsel, Tarafsızlıkla İlişkisi ve  Türkiye Üzerine Gözlemler”, in: Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Etkililiği (Edt. Ahmet  Taşkın), Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, Ankara 2009, s. 21.
9   Serap Yazıcı, “Yargı Reformu Stratejisi Kapsamında Anayasal Değişiklikler”, in: Yargısal Düğüm:  Türkiyeʹde Anayasal Reforma İlişkin Değerlendirme ve Öneriler, (Edt. Serap Yazıcı), TESEV  Raporu, İstanbul 2010, s. 8.  

Yargı bağımsızlığı, demokrasilerde korunması gereken temel bir  değerdir.  Ancak  bu  bağımsızlığı,  sadece  kurum  olarak  yargının,  yasama ve yürütme organları karşısında bağımsızlığı olarak değil,  aynı zamanda birey olarak her hâkimin, sadece bu siyasi organlardan  değil,  yargının  kendi  içinden  veya  toplumun  diğer  çevrelerinden  gelebilecek baskılara karşı da bağımsız olması anlamında anlamak  gerekir.10

Demokratik  bir  toplumda,  hâkimlerin  bağımsızlığı,  her  bir  vatandaş tarafından gerçeğin, özgürlüğün, insan haklarına saygının  ve  dış  etkilerden  uzak  tarafsız  bir  adaletin  güvencesi  olarak  görülmelidir. Yargıçların bağımsızlığı onların ferdi çıkarına olan bir  öncelik  ya  da  ayrıcalık  olmayıp,  hukukun  üstünlüğünün,  adalet  arayan ve bekleyen herkesin yararınadır. Yargıcın tarafsızlığının bir  koşulu olarak bağımsızlık yurttaşların mahkeme önündeki eşitliğine  bir  güvence  arz  eder.  Hâkimlere  tanınan  güvenceler,  hâkimlik  mesleğini  ayrıcalıklı  ve  üstün  tutma  isteğinden  kaynaklanmamaktadır.  Bu  güvenceler  yargının  tarafsızlığını  ve  objektifliğini sağlama amacına yöneliktir.11  

Yargı  bağımsızlığı,  hâkimlere  tanınmış  bir  hak  olarak  değil,  aksine vatandaşlara karşı bir yükümlülük olarak anlaşılmalıdır. Yargı  bağımsızlığı,  hâkimlere,  bağımsız  düşünme  ve  hareket  etme  sorumluluğu  yükler.  Yargıç,  hizmet  verdiği  kişilere  gösteriş yapamayacağı gibi, onlara itaat de edemez. Bir başka deyişle, güç ve  güçlülerle uyum içinde olamaz. Yargı idaresine tanınan mesleki bir  ayrıcalık  etkisiz  kalmamalıdır.  Örneğin  hâkimlerin  terfisine  karar  verenlerin, meslektaşları karşısında daha üstün konumda olmaları,  onlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi, daha fazla maaş ve  daha fazla itibar sahibi olmalarıyla ilişkilidir. Sayılan bu hususlar  birçok  hâkim  için  uyumlu  olması  için  yeterlidir.12  Theodor  Eschenburg, bundan yarım asır önce bu hususu şöyle ifade etmiştir:
“Terfi ettiren aynı zamanda emreder”.13  
10   Ergun Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan 2010.
11   Faller, s. 82.
12   Giacomo  Oberto,“Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“, 
13   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“. 

Hâkimler, diğer devlet memurlarından farklı olarak, yürütme  görevlerini yerine getiren hükümet organı değildirler. Bu bağlamda  Federal Alman Anayasa Mahkemesi, daha 50’li yılların başında, statü  tartışmaları ile ilgili olarak, hâkimlerin görevleri bakımından yargı  idaresine  bağlılığının  yargı  bağımsızlığı  açısından  ciddi  tehlike  oluşturacağını  ve  adalet  bakanının  hâkimler  üzerinde  denetim  yetkisinin bulunmaması gerektiğini ifade etmiştir.14 Bundan dolayı  adalet  bakanının  mahkemelerin  yargı  yetkisini  kullanmalarından  dolayı parlamentoya karşı bir sorumluluğu yoktur. Aksi halde yargı  bağımsızlığından söz edilemez.15   

14   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
15   Horst  Häuser,  “Selbstverwaltung  der  Gerichte:  vertikal  versus  horizontal”, 

II. Yargı  Bağımsızlığının  Çeşitli  Görünümleri:  Maddi  Bağımsızlık  ve  Kişisel  Bağımsızlık,  Dış  Bağımsızlık  ve İç  Bağımsızlık  

Günümüzde  yargı  bağımsızlığı  ve  hâkimlik  güvencesine  Batı  Avrupa  ülkelerinin  hukuk  düzenlerinde  tabii  bir  kazanım  olarak  bakılmaktadır.  Oysa  tarihsel  arka  plana  bakıldığında  bugünkü duruma  erişmek  için  uzun  ve  meşakkatli  bir  yolun  katedildiği  görülmektedir.  Peki,  yargı  bağımsızlığı  ne  anlama  gelmektedir  ve  hangi amaca hizmet etmektedir? Yargı bağımsızlığı her şeyden önce  yargıyı  diğer  iki  kuvvetten  özellikle  de  yürütmeden  gelebilecek  müdahalelere ve etkilere karşı korumayı amaçlar.

Hâkimlerin  bağımsızlığı  hukuk  devletinin  en  önemli  ilkelerinden biridir ve her hukuk devletinde yargının en esaslı ilkesi  olarak kabul edilir. Grünhut’a göre, hukuk devleti idesinin en büyük  başarısı,  yargıçları  bağımsız  kılması,  karar  vermede  onları  özgür  bırakmasıdır.16  

Yargı  bağımsızlığı  konusunda  Alman  hukukunda  maddi  ve  kişisel  bağımsızlık  ayrımı  yapılmaktadır.17  Maddi  bağımsızlık,  tarihsel açıdan ve içerik olarak yargı bağımsızlığının özünü oluşturur  ve  hâkimlerin  yargısal  faaliyette  bulunurken  emir  ve  talimatlarla  bağlı olmamasını ifade eder.18 Böylelikle yargı organları yasama ve  yürütmenin müdahalelerine karşı korunmaktadır. Bununla birlikte  emir  ve  talimatlarla  bağlı  olmama,  hâkimlerin  yalnızca  kendi  kanaatlerine  göre  karar  verebileceği  anlamına  gelmez.  Hâkimlerin  kanuna  bağlı  kalmaları  gerektiği  göz  ardı  edilmemelidir.  Ayrıca  maddi bağımsızlık hâkimin her türlü faaliyetinde geçerli değildir.  Geçerli olduğu alan yargısal faaliyet alanıdır. İdari görevler alanında  hâkim, emir ve talimatlara uymak durumundadır.19   

16   Zikreden Gerd Pfeiffer, “Die innere Unabhängigkeit des Richters“, in: Festschrift für Wolfgang  Zeidler, Walther Fürst (Hrsg.), Band 1, Walter de Gruyter Verlag, Berlin 1987, s. 67.
17   Pfeiffer, s. 67.
18   Hans‐Ludwig Schreiber, “Wie unabhängigkeit ist der Richter?“, in: Festschrift für Jescheck, Theo  Vogler (Hrsg.), Duncker & Humblot Verlag, Berlin 1985, s. 757; Herald Schliemann, “Der politische  Stellenwert  der  Dritten  Gewalt  in  Deutschland”,  Rede  des  Thüringer  Justizministers  Herald  Schliemann vor den Mietgliedern der Erfurter Juristischen Gesellschaft am 15. März 2005
19   Manfred Weiss, “Die Garantie der Unabhängigkeit des Richters und seine Verantwortlichkeit im  modernen Rechtsstaat”, s. 96‐97.

Federal  Alman  Anayasası’nın  97.  maddesinin  1.  fıkrası,  “hâkimler bağımsızdırlar ve yalnızca kanuna bağlıdırlar” hükmüyle  maddi bağımsızlığı güvence altına almaktadır. Buna göre hâkimler, emir ve talimatlarla bağlı olmaksızın yalnızca kanuna bağlı kalarak  karar verirler. 

Benzer bir düzenleme 1982 Anayasası’nın 138. maddesinde yer  almaktadır.  Buna  göre,
“(H)âkimler,  görevlerinde  bağımsızdırlar;  Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine  göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı  yetkisinin  kullanılmasında  mahkemelere  ve  hâkimlere  emir  ve  talimat  veremez;  genelge  gönderemez;  tavsiye  ve  telkinde  bulunamaz.” 
Maddi bağımsızlık gereğince yasama organının gayri  resmi  tedbirlerle,  parlamento  kararlarıyla  veya  özel  bir  kanunla  görülmekte  olan  bir  davada  verilecek  karara  doğrudan  etkide  bulunması yasaktır. 1982 Anayasası’nda bu husus, 138. maddenin 3.  fıkrasında
“(G)örülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde  yargı  yetkisinin  kullanılması  ile  ilgili  soru  sorulamaz,  görüşme  yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” 
şeklinde ifade  edilmiştir.  Aynı şekilde  yürütme  organı  da  yargısal  faaliyetlerin  yürütülmesinde  herhangi  bir şekilde  etkide  bulunamaz.  Hâkimler  aynı zamanda yargı içinde de bağımsızdırlar. Baktıkları davalarda  diğer mahkeme kararlarıyla bağlı olmaksızın kendi hukuki anlayışına  göre  karar  verebilirler.  Ancak  istisnai  olarak  Anayasa  Mahkemesi  kararları ile içtihadı birleştirme kararları bağlayıcı niteliktedir.

Federal Alman Anayasası’nın 97. maddesinin 2. fıkrasının birinci  cümlesi,  kişisel  bağımsızlığı  düzenlemekte  ve  hâkimlere  çeşitli  güvenceler  tanımaktadır.  Kişisel  bağımsızlık,  hâkimlerin  görev  süreleri sona ermeden ve iradelerine aykırı olarak ancak mahkeme  kararıyla  ve  yasaların  öngördüğü  nedenlerle  görevlerine  son  verilebilmesi  anlamına  gelir.20  Kişisel  bağımsızlık,  maddi  bağımsızlığın korunmasına hizmet eder. Kişisel bağımsızlık, maddi  bağımsızlıkla doğrudan ilişkilidir ve onu tamamlayan zorunlu bir  unsurdur.  Çünkü  emir  ve  talimatlarla  bağlı  olmama,  hâkimin  “beğenilmeyen  kararları”  yüzünden  görevden  alınma  veya  görev  yerinin  değiştirilmesi  korkusu  yaşaması  halinde  çok  fazla  anlam  ifade etmez. Kendisine karşı böyle bir yaptırımın uygulanmasından endişe duyan bir hâkim, dolaylı olarak maddi bağımsızlığının ihlal  edildiği hissine kapılacaktır. Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda  kişisel  bağımsızlık,  bir  hâkimin  kural  olarak  görev  süresi  sona  ermeden önce görevine son verilememesi, sürekli veya geçici olarak  görevden alınamaması, görev yerinin değiştirilmemesi ve emekliye  sevk  edilmemesi  anlamına  gelmektedir.  Kişisel  bağımsızlığın  sağlanabilmesi  için  ayrıca  hâkime  yeterli  bir  ücretin  ödenmesi  gerekir.21  

20   Stephan Weth, “Prämien für gute Richter”,   
21   Weiss, s. 97.

Birleşmiş  Milletler  Genel  Kurulunca  kabul  edilen  “Yargı  Bağımsızlığına  Dair  Temel  Prensipler”  belgesinin  18.  prensibinde  kişisel  bağımsızlık şöyle  ifade  edilmiştir:
“Yargıçlar  sadece  görevlerini  yapamayacak  duruma  gelmeleri  veya  görevleriyle  bağdaşmayacak davranışlarda bulunmaları sebebiyle görevlerinden  alınabilir veya görevlerine son verilebilir.”  
Hâkimlik  teminatı  olarak  da  ifade  edilen  kişisel  bağımsızlık,  hâkimlerin  bağımsızlığını  sağlamaya  yönelik  kurumların  en  önemlisidir. Hâkimlik teminatı, hâkimlere tanınan bir ayrıcalık değil,  toplum için kabul edilen ve hâkimlerin görevlerini tam bir güven ve  tarafsızlık içinde yapabilmelerini sağlayan bir kurumdur. Burada söz  konusu  olan,  hâkimin  kişisel  yararı  olmayıp,  kamunun  yararıdır.  Hâkimlik teminatının amacı, hâkimlerin kişisel nüfuz ve itibarlarının  yükseltilmesi ve huzurlarının sağlanmasından çok, hâkimlerin özgür  ve  tarafsız  karar  verebilmelerini  sağlamak,  dolayısıyla  topluma,  adaletin her türlü baskı ve etkiden uzak olarak dağıtıldığı hususunda  güven vermektir.

1982 Anayasasıʹnın 139. maddesinde, yargı hizmetinin bir bütün  olduğu düşüncesinden hareketle, ʺhâkimlik ve savcılık teminatıʺ bir  arada düzenlenmiştir. Buna göre; 
“Hâkimler  ve  savcılar  azlolunamaz,  kendileri  istemedikçe  Anayasada  gösterilen  yaştan  önce  emekliye  ayrılamaz;  bir  mahkemenin  veya  kadronun  kaldırılması  sebebiyle  de  olsa,  aylık,  ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.  
Meslekten  çıkarılmayı  gerektiren  bir  suçtan  dolayı  hüküm  giymiş  olanlar,  görevini  sağlık  bakımından  yerine  getiremeyeceği  kesin  olarak  anlaşılanlar  veya  meslekte  kalmalarının  uygun  olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”  
Bağımsızlık  bir  durum  değil,  aksine  diyalektik  bir  süreçtir.  Hâkimler  ne  ölçüde  bağımsızlıklarının  bilincinde  ise,  yargı  bağımsızlığı da o ölçüde güçlenir. Bu yüzden önemli olan yalnızca  yargının devletin diğer iki organından bağımsız olması değil, aynı  zamanda  her  bir  hâkimin  görevi  esnasında  kendisini  özgür  ve  bağımsız hissetmesi de önemlidir. Yargının yasama ve yürütmeden  ayrı  ve  bağımsız  olmasına  “dış  bağımsızlık”,  hâkimin  yargılama  yetkisini kullanırken kendisini özgür ve bağımsız hissetmesine ise,  “iç bağımsızlık” denilmektedir. 

Kurumsal  bağımsızlık  olarak  da  ifade  edilen  dış  bağımsızlık,  kuvvetler ayrılığı prensibinin somutlaşmış halidir. Dışsal bağımsızlık,  karar verme sürecinde yargı üzerinde dışsal etkilerin olmamasıdır.  Öncelikle devletin siyasi kurumlarından ve baskı grupları gibi devlet  dışı  gruplardan  gelen  bütün  müdahaleler  yargı  bağımsızlığı  üzerindeki dışsal etkiyi oluşturmaktadır.22  

22   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 3. 

Bundan  başka  yargı  bağımsızlığı  üzerinde  içsel  tehditler  de  olabilir. İfade  edilmeye  çalışılan  husus,  yargı  erki  içindeki  üst  makamlardan  bağımsızlık  anlamında  talimatlara  bağlı  olmama  ve  bağımsızlıktır.  Bu  bağımsızlık  yargıcın  meslektaşları  ve  özellikle  kendinden  yukarı  seviyedeki  diğer  yargıçlara  karşı  bağımsızlığını  içerir.23 Hâkimin iç bağımsızlığı, kural olarak hâkimin kararlarına etki  edebilecek makam amirinin olmaması demektir. Bir başka deyişle,  hâkim, ne dikey ne de yatay anlamda talimatlarla bağlıdır. Hâkim,  yargısal  görevlerini  yerine  getirirken,  tek  başına  karar  vermek  zorunda  olduğu  hususlarda  diğer  yargıçlardan  da  bağımsızdır.24  Dolayısıyla iç bağımsızlık, hâkimlerin karar verirken özgür oldukları, kendisine doğru gözüken şey ne ise, o yönde karar verebilecekleri  anlamına  gelir.25  Yargı  kararları  içerik  olarak  yanlış  da  olsa,  ilke  olarak  bu  durum  hâkime  karşı  yürütülecek  bir  disiplin  soruşturmasına  konu  teşkil  etmez.  Hâkimler,  amirlerinin  emir  ve  talimatlarıyla bağlı olan memurlardan farklı konumdadırlar. Gerçi bir  hâkimin  verdiği  hüküm  veya  kararlar,  üst  derece  mahkemelerce  değiştirilebilir.  Aynı  zamanda  mahkeme  karalarına  karşı  objektif  eleştiriler yöneltilebilir. Ancak bu ilgili hâkim için disiplinle ilgili bir  sonuç doğurmaz.26   

23   Sibel İnceoğlu, “Karşılaştırmalı Hukuk Yaklaşımıyla Yargıca Yönelik Disiplin Süreçlerinin Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”, 2007 Yılı İdari Yargı Sempozyumu
24   Bkz. Bangalor Yargı Etiği İlkeleri Değer 1 (2002 tarihli Bangalore Yargı Etiği İlkeleri Birleşmiş  Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından 2006 yılında onaylanmıştır). 
25   Hans Peter Walter, “Interne richterliche Unabhängigkeit”, Justiz, 2005/1, paragraf 1.
26   Giacomo Oberto, Die Richterliche Unabhängigkeit in Europa und ihre Sicherung durch einen  obersten Richterrat  

Venedik Komisyonu’nun 11‐12 Aralık 2010 tarihli toplantısında  kabul  ettiği  “Yargı  Sisteminin  Bağımsızlığı  Hakkında  Raporda,  “yargının kendi içindeki iç bağımsızlık, uluslararası metinlerde dış  bağımsızlık sorununa kıyasla daha az ilgi çekmiştir. Bununla birlikte,  ondan daha az önemli gibi görünmemektedir” denilmektedir. Gene  aynı  rapora  göre,  “iç  yargısal  bağımsızlık  ilkesi,  birey  olarak  her  hâkimin  bağımsızlığının,  hâkimler  arasında  bir  tabiiyet  ilişkisiyle  bağdaşamayacağı anlamına gelir.” Aynı konuda Avrupa Hâkimleri  Danışma  Konseyi  de,  “yargı  bağımsızlığına  karşı  bir  iç  yargısal  hiyerarşiden gelebilecek potansiyel tehdit”e değinmekte ve “yargısal  bağımsızlık sadece uygunsuz dış etki karşısında hürriyet değil, aynı  zamanda  bazı  durumlarda  diğer  hâkimlerin  tutumundan  kaynaklanabilecek uygunsuz iç etki karşısında da hürriyet” anlamına  gelir demektedir.27  



27   Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan 2010. 


III. Karşılaştırmalı Hukuk  

A. Uluslararası Hukukta Yargı Bağımsızlığı  

Yargı  bağımsızlığı  konusuna  uluslararası  alanda  20.  yüzyılın  ikinci  yarısından  itibaren  özel  ilgi  gösterilmeye  başlanmıştır.  Bu  konudaki gelişmeler 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile  başlamıştır.  Bildirinin  10.  maddesine  göre,  “(H)erkesin,  hak  ve  yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından  hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.” Bu temel  kural,  1950  tarihli  Avrupa İnsan  Hakları  Sözleşmesi’nin  6.  maddesinin 1. fıkrasında da yer almaktadır: “Herkes, gerek medeni  hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine  yöneltilen  suçlamalar  konusunda  karar  verecek  olan,  yasayla  kurulmuş  bağımsız  ve  tarafsız  bir  mahkeme  tarafından  davasının  makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini  istemek hakkına sahiptir.”

Bu konuda ayrıca uluslararası kuruluşlar ve birlikler (özellikle  Uluslararası  Yargıçlar  Birliği,  Avrupa  Yargıçlar  Birliği)  tarafından  konferanslar ve kongreler düzenlenmiş ve yargı bağımsızlığı çokça  tartışılmıştır.  Bu  uluslararası  konferanslara  ilişkin  belgelerde  çok  sayıda  bildiri  bulmak  mümkündür.  Bu  belgelerin  hepsi  bağlayıcı  değildir,  ancak  önemsiz  de  değildir.  Bununla  birlikte  Uluslararası  Yargıçlar  Birliği’nin  deneyimlerinin  de  gösterdiği  gibi,  “özel”  bildiriler  amacına  ulaşmışlardır.  Gerçekten  bazı  ülkelerin  siyasi  iktidarları  yargı  bağımsızlığını  sınırlandıran  bazı  tedbirleri  uygulamamaya ikna olmuşlardır. 

Bu sürecin en büyük başarısı, yalnızca İnsan Hakları Evrensel  Bildirisi’nin  ve  Avrupa İnsan  Hakları  Sözleşmesi’nin  kabul  edilmesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda başkaca dokümanlar da  kabul edilmiştir. Örneğin; 

• Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 29 Kasım ve 13  Aralık  1985  tarihinde,  40/32  ve  40/146  sayılı  kararla  kabul  edilen  “Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri”,

• Avrupa  Konseyi  Bakanlar  Komitesi’nin  1994  tarihli  “Yargıçların Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolüne İlişkin R (94) 12 Nolu  Tavsiye Kararı”,

• Uluslararası  Yargıçlar  Birliği  tarafından  1999  yılında  kabul  edilen “Hakimin Evrensel Beyannamesi”,

• Avrupa  Konseyi  bünyesinde  kabul  edilen  1998  tarihli  “Yargıçların Statüsüne Dair Avrupa Şartı”,

• Avrupa Konseyi’nin talebi üzerine Avrupa Yargıçları İstişare  Konseyi’nce hazırlanan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin  sorunlara dair 1 (2002) nolu görüş,

• Avrupa  Yargıçları İstişare  Konseyi’nin  Toplum  Hizmetine  Adanmış  Yüksek  Yargı  Kurulları  Hakkında  Avrupa  Konseyi  Bakanlar Komitesinin dikkatine sunduğu 10 (2007) nolu görüş.

Bu bildiriler ve belgelerden yargı bağımsızlığı ile ilgili asgari  prensipler çıkarılabilir. Bu prensipler kısaca şöyle sıralanabilir:28 

28   Oberto, “Die Richterliche Unabhängigkeit in Europa und ihre Sicherung durch einen obersten  Richterrat”.

• Hakimler bağımsızdırlar ve yalnızca yasaya bağlıdırlar.

• Hakimler  azlolunamaz.  Görev  süreleri  sona  ermeden  ve  iradelerine  aykırı  olarak  ancak  mahkeme  kararıyla  ve  yasada  öngörülen nedenlerle azledilebilir veya sürekli ya da geçici olarak  işten  el  çektirilebilir,  başka  bir  yere  atanabilir  veya  emekliye  ayrılabilirler.

• Hâkimlerin  mesleğe  atanmalarında  aranan şartlar  ve  uygulanacak usul, kamu hizmetlerine girmede eşitlik ilkesine göre  yasayla düzenlenmelidir.

• Devlet, başta hâkimlerin eğitimi ve geliştirilmesi olmak üzere  yargının  işlevini  yerine  getirecek  araçları  ve  hizmetleri  sunmakla  yükümlüdür.

• Hâkimlerin kariyerlerinin belirlenmesi ve seçimi, hükümet ve  idareden bağımsız bir karar mercii tarafından gerçekleştirilmelidir.

• Seçim usulü şeffaf olmalı ve objektif kriterlere dayanmalıdır.  Hâkimlerin  kariyerleri  ve  seçilmeleri;  ehliyetlerine,  yeteneklerine,  dürüstlüğüne ve etkinliğine bakılarak gerçekleştirilmelidir.

• Hâkimlerin  bağımsızlığını  güvence  altına  almak  üzere  bir  yüksek yargı konseyi kurulmalıdır.

• Yüksek yargı konseyinin üyelerinin en azından yarısı hâkim  olmalıdır.  Hâkim  üyeler,  nispi  temsil  sistemine  göre  hâkimler tarafından seçilmelidir. Ayrıca parlamento tarafından seçilen üyeler  bulunmalıdır. Konsey üyelerinin makul bir görev süresi olmalıdır.

• Yüksek yargı konseyi, yasal düzenlemelere göre, hâkimleri  mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, yükselme ve disiplin cezası  verme işlemlerinde yetkili ve görevli olmalıdır.  Demokratik  bir  yargı  sisteminin  kurulabilmesi  için,  yargı  bağımsızlığının güvence altına alınabilmesi ve savcılık faaliyetlerinin  etkinliğinin sağlanabilmesi için, hiyerarşiden arındırılmış ve kendi  idaresini  sağlayan  bir  yargı  için  sayılan  bu  prensiplerin  hepsinin  gerekli olduğu söylenebilir.29  

29   Giacomo  Oberto,  “Richterliche  Unabhängigkeit  ‐ Rechtsvergleichende  Betrachtung  ihrer  institutionellen Ausgestaltung in den Ländern Europas”, Zeitschrift für Rechtspolitik, 2004, Heft 6,  s. 207.

B. İtalya  

1. İtalyan Anayasası’na Göre Yargı Bağımsızlığı: Temel İlkeler  

1947 tarihli İtalyan Anayasası, faşist geleneği tamamıyla aşmak  istemiştir.  Hâkimlerin  ve  savcıların  yürütmenin  siyasi  kontrolü  altında  kalmasını  önlemek  amacıyla  Adalet  Bakanının  yönetim  yetkisini  kaldırmak  istemiştir. İtalyan  Anayasası,  bunu  gerçekleştirmek  üzere,  Consiglio  Superiore  della  Magistratura  (C.S.M.)  adını  taşıyan  bir  yüksek  yargı  konseyi  ve  bağımsız  bir  savcılık  öngörmüştür.  Sonraki  yıllarda  Portekiz  ve İspanya, İtalya  örneğinden esinlenmişlerdir.30 

30   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.

İtalyan  Anayasası’na  göre,  yargı  kuvveti,  diğer  kuvvetlerden  bağımsız ve özerktir (m. 104). Anayasa, hâkimlerin genel konumu ve  mesleki  yükselme  ile  ilgili  konularda  karar  alma  yetkisinin  yürütmeye  tanınmasının  yargı  bağımsızlığını  zedeleyeceği  düşüncesiyle  yargıya  yürütme  karşısında  özerklik  tanımıştır.  Anayasa,  hâkimlerin  atanmaları,  görev  yerlerinin  değiştirilmesi,  terfileri,  başka  bir  göreve  atanmaları  ve  disiplin  yaptırımları  gibi  konularda karar alma yetkisini özerk bir organa vermiştir (m. 105).

Yüksek Yargı Konseyi (Consiglio Superiore della Magistratura), yargı  bağımsızlığının güvencesi olarak görülmektedir.

Yargı,  yasama  organına  karşı  da  özerktir.  Ancak  bu  özerklik,  hâkimlerin kanuna bağlılığını ortadan kaldırmaz. Anayasa, hâkimlerin  yalnızca kanuna bağlı olduklarını açıkça öngörmüştür (m. 101).

İtalyan Anayasası, bağımsızlık ve özerklik prensiplerini savcılara  da  tanımıştır  (m.  107  ve  112).  Anayasada  ceza  soruşturması  yükümlülüğü  öngörülmüştür.  Ceza  soruşturması  ile  ilgili  bu  yükümlülük, hem görevini yerine getirirken savcının bağımsızlığını,  hem  de  ceza  kanunu  karşısında  vatandaşların  eşitliğini  güvence  altına almaktadır. İtalya’da yalnızca hâkimler değil, aynı zamanda  savcılar da yargı erki üyesidirler. Göreve başlamada her ikisi için de  aynı usul geçerlidir ve aynı statüden yararlanırlar.

Hâkimlere ayrıca azlolunmama güvencesi tanınmıştır (m. 107).  Hâkimlerin  görevden  alınması  veya  görev  yerinin  değiştirilmesi  imkânının  bulunması,  yargı  bağımsızlığını  ciddi şekilde  zedeler.  Yargı  bağımsızlığına  yönelik  bu  tehdidi  önlemek  üzere,  Anayasa,  geçici olarak görevden alma, göreve son verme ve yer değiştirme  kararlarının yalnızca Yüksek Yargı Konseyi tarafından ve yalnızca  hâkimin rızasıyla veya yasada öngörülen sebeplerle ve yine yasada  belirlenen güvenceleri içermek şartıyla kararlaştırılabilir.31  

İlgilinin rızası ve Yüksek Yargı Konseyinin kararını gerektiren  görev yerinin değiştirilmesi veya başka bir göreve atama işlemi, özel  olarak düzenlenen bir süreç sonunda verilecek kararla gerçekleştirilir.  Süreç, boş kadronun ilanıyla başlar ve adaylar, hizmet süreleri, ailevi  veya sağlık sebepleri ve uzmanlıkları dikkate alınarak sıralanır.32  

Yüksek  Yargı  Konseyi  ayrıca  çevresi  ve/veya  göreviyle  uyumsuzluğundan  dolayı  bir  hâkimin  görev  yerini  değiştirme yetkisine  sahiptir.  Azlolunamama  prensibine  ilişkin  bu  istisnanın  uygulanabilmesi için haklı ve makul bir neden bulunmalıdır. Çevresi  ve/veya  göreviyle  uyumsuzluğundan  dolayı  bir  hâkimin  görev  yerinin değiştirilebilmesi için, mevcut durumun yargının etkinliğine  ve saygınlığına zarar verici bir hale dönüşmüş olması gerekir. Yer  değiştirmede hâkimin mutlaka kusurlu olması gerekmez. Bir disiplin  soruşturması  sonucunda  hâkimin  disiplin  hükümlerine  aykırı  davrandığının  anlaşılması  halinde  etkili  bir  tedbir  ve  ikaz  olarak  hâkimin  görev  yeri  değiştirilebilir.  Burada  yer  değiştirme  cezai  nitelikte olup, hâkimin kusurlu olması şarttır.33

31   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
32   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
33   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“. 

2. İtalya’da Yargı Bağımsızlığının Güvencesi Olarak Yüksek  Yargı Konseyi (Consiglio Superiore della Magistratura – C.S.M.)  

İtalyan Anayasası’nın 104. maddesine göre, mahkemeler diğer  iktidarlardan ayrı ve bağımsız bir iktidar oluşturur. Yüksek Yargı  Konseyi,  Cumhurbaşkanının  başkanlığında  çalışmalarını  yürütür.  Yargıtay  Birinci  Başkanı  ve  Başsavcı,  yerine  getirdikleri  görev  nedeniyle  Konsey  üyesidirler.  Diğer  üyelerin  üçte  ikisi  hâkimler  tarafından,  üçte  biri  de  parlamento  tarafından  üniversitelerdeki  hukuk  profesörleri  ve  en  az  15  yıllık  avukatlar  arasından  seçilir.  Konsey,  parlamento  tarafından  seçilen  üyelerden  birini  başkan  yardımcısı olarak seçer. 

Seçilmiş üyelerin görev süresi dört yıldır ve doğrudan tekrar  seçilemezler. Bu üyeler, görevleri süresince ne avukatlık yapabilirler  ne de parlamento ve bölge meclisi üyesi olabilirler.

Adalet Bakanı, Yüksek Yargı Konseyi’nin üyesi değildir. Buna  rağmen  bir  açıklama  yapma  veya  duyuruda  bulunmayı  gerekli  görürse  Konsey  toplantısına  katılabilir.  Buna  karşılık  görüşmelere  katılamaz.

Yüksek Yargı Konseyi’nin üye sayısı Anayasada öngörülmemiş,  üye sayısı ve seçim usulü kanuna bırakılmıştır. Bugünkü yapısına  bakıldığında Konseyin 27 üyeden oluştuğu görülmektedir. Konseyde, Cumhurbaşkanı, Yargıtay Birinci Başkanı ve Yargıtay Başsavcısının  yanı sıra Parlamento tarafından seçilen sekiz ve hâkimler tarafından  seçilen  16  üye  bulunmaktadır.  Görüldüğü  üzere,  hâkim  üyeler  çoğunluğu  oluşturmaktadır.  Anayasaya  göre,  Konsey,  hâkimleri  mesleğe  kabul  etme,  tayin  ve  yer  değiştirme,  terfi  ve  disiplin  konularında yetkilidir. Konsey, mahkemelerin idaresini sağlayan bir  organ  konumundadır.  Anayasa’nın  110.  maddesi,  Yüksek  Yargı  Konseyinin yetkilerini saklı tutarak, Adalet Bakanına yalnızca adalet  hizmetlerinin organizasyonu ve yürütülmesi görevini yüklemiştir. 

Parlamento, sekiz üyeyi, her iki meclisin birleşik toplantısında  gizli oyla ve toplantıya katılan üyelerin 3/5 çoğunluğuyla seçer. Buna  karşılık ikinci oylamada kullanılan oyların 3/5 çoğunluğu yeterlidir.

Hâkimler tarafından seçilecek üyelerin dağılımı ise şöyledir: İki  üye Yargıtay ve Yargıtay başsavcılığı mensupları arasından, dört üye  ilk derece mahkemelerindeki savcılar veya istinaf mahkemelerindeki  başsavcılar  arasından,  on  üye  ise,  ilk  derece  mahkemelerindeki  hâkimler veya istinaf mahkemelerindeki hâkimler arasından seçilir.  Bu üyelerin seçiminde bütün hâkim ve savcılar oy kullanma hakkına  sahiptir.

Yüksek Yargı Konseyi, idari bir işlevi yerine getiren bir organ  niteliğindedir.  Kuşkusuz  Konsey,  doğrudan  devlet  veya  bölge  hükümetlerine tabi bir kamu idaresi değildir. Anayasanın Konseye  yüklediği  işlev  açısından  değerlendirildiğinde,  Konseyi  önemli  anayasal  bir  organ  olarak  görmek  gerekir.  Konseyin  temel  işlevi  yargının idaresini sağlamaktır. Konseyin ayrıca yargı kurumlarının  organizasyonu  ile  ilgili  görevleri  de  vardır.  Böylece  hâkimlerin  görevlerini yerine getirirken yalnızca kanuna bağlılığı güvence altına  alınmaktadır. 

Yüksek  Yargı  Konseyinin  toplantıları  kural  olarak  kamuya  açıktır ve bütün kararları yazılı ve gerekçeli olmak zorundadır. Bu,  karar verme sürecini oldukça şeffaf hale getirmektedir.34 

Konsey,  yargı  idaresi  için  yetkilendirilmiş  bürokratik  yapının  tepesinde  yer  almaktadır.  Konsey,  kuruluş  kanunuyla  genel  düzenleyici işlemler yapma yetkisine sahip kılınmıştır.

34   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“. 


3. Disiplin İşlemleri  

İtalya’da yargıçların disiplin işlerine bakan makam Yüksek Yargı  Konseyi’dir. İtalya’da yargıçlar ve savcılar aynı yöntemle işe alınırlar,  aynı organın üyeleridirler ve aynı statüden yararlanırlar. Dolayısıyla  Yüksek Yargı Konseyi, sadece yargıçların değil savcıların da disiplin  işlerinde  yetkilidir.  Yüksek  Yargı  Konseyi’nin  bir  dairesi  disiplin  yargılamasını yürütür.

28  Mart  2002  tarih  ve  44  sayılı  Kanuna  göre,  Konsey  bünyesindeki  disiplin  dairesinde,  Konsey  başkan  yardımcısının  başkanlığında Parlamento tarafından seçilmiş bir temsilci, Yargıtay  kökenli  bir  hâkim,  bir  savcı,  ilk  derece  veya  istinaf  mahkemesi  kökenli iki hâkim yer alır. Buna göre disiplin kurulu 6 üyeden oluşur.  Oylamanın eşitliği halinde ilgili kişinin lehine olan çözüm geçerlidir.

İtalya’da yargıçların hesap verirliği ve bağımsızlığı uzun yıllar  tartışılmıştır. 2005’te bu konuda reformist bir kanun çıkarılmıştır. 25  Temmuz 2005 tarih 150 sayılı Kanuna göre, Yüksek Yargı Konseyi  disiplin  dairesi  tarafından  verilebilecek  disiplin  cezaları şunlardır:  uyarma, kınama, kıdem indirimi, geçici süreyle yönetici veya yönetici  benzeri  görev  icra  etmekten  yasaklamak,  üç  aydan  iki  yıla  kadar  görevini askıya alma ve ihraç.35

35   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.

Yüksek Yargı Konseyi, kendiliğinden bir disiplin soruşturması  başlatamaz, aksine yalnızca başsavcılığın veya adalet bakanının talebi  üzerine disiplin soruşturmasını yürütebilir. Disiplin soruşturmasının  başlangıcından itibaren otuz gün içinde suçlanan hâkime suçlamayı  gerektiren olay belirtilerek bilgi  verilir. Suçlanan hâkim başka bir  hâkim  veya  bir  avukat  ya  da  eğer  gerekiyorsa  teknik  bir  danışmandan  yardım  alabilir.  Suçlanana  veya  avukatına  bildirilmeyen  soruşturma  konuları  geçersizdir.  Soruşturma aşamasında uygun olduğu ölçüde ceza muhakemesi kanunu kuralları  uygulanır. 2005 tarihli kanuna göre Disiplin Dairesi önünde yapılan  duruşma  kural  olarak  açıktır.  Bununla  birlikte  Disiplin  Dairesi  tartışma konusu olayları ve suçlananın görevini dikkate alarak yargı  işlevinin güvenirliğini  korumak için gerekli olduğu takdirde veya  üçüncü  kişilerin  haklarını  korumak  amacıyla  duruşmanın  gizli  yapılmasına da karar verebilir. Suçlanan hâkim kendisini bizzat veya  bir  vekil  aracılığıyla  savunma  hakkına  sahiptir.  Suçlanan  hakim  bulgular  konusunda  bilgilendirilme  ve  duruşmada hazır  bulunma  haklarına  sahiptir.  Disiplin  dairesi  gerekli  gördüğü  delilleri  toplayabilir, adalet bakanı genel müfettişinin, yargısal konseylerin,  mahkeme başkanlarının raporlarının okunmasını, araştırma sırasında  elde  edilen  delillerle  birlikte  kişisel  dosyaların  okunmasını  kabul  edebilir  veya  bunları  kullanabilir.  Duruşmada  ceza  muhakemesi  kanunundaki  duruşmaya  ilişkin  hükümler  uygulanır,  tanıkların,  uzmanların  dinlenmesi  konusunda  da  ceza  muhakemesi  kanunu  hükümleri uygulanır. Delillerin sunuluşundan sonra, disiplin dairesi,  savcının,  adalet  bakanı  temsilcisinin  ve  suçlanan  hâkimin  son  sözlerini  dinler  ve  hemen  kararını  verir.  Disiplin  dairesi  müzakerelerini gizli olarak yapar. Eğer yeterli delil yoksa disiplin  cezası  gerektiren  fiilin  varlığını  reddeder.  Kararın  gerekçesi  müzakereden itibaren otuz gün içinde disiplin dairesi sekreterliğine  verilmek zorundadır. Disiplin dairesi kararına karşı Yargıtay daireler  kuruluna başvurulabilir. Yargıtay sadece hukukilik denetimi yapar.36  İtalya’da  yürütülen  disiplin  soruşturmalarının  çoğunluğu  kararların  çok  geç  verilmesi  veya  görevin  yerine  getirilmesinde  yeterli ilgi ve özenin gösterilmemesi şikâyetlerine dayanmaktadır.37   

36   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.
37   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.

4. Kariyer ve Eşit Maaş Sistemi  

Kariyer sistemi ile ilgili olarak mevcut sistemden önce geçerli  olan ve 1941 tarihli kanunda yer alan sisteme değinmek gerekir. Buna göre, istinaf veya temyiz mahkemesi üyesi olabilmek için, yazılı sınav  ve değerlendirmeden başarılı olmak gerekiyordu.

İtalyan Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, bu sistem  esaslı bir değişikliğe uğramıştır. Anayasa’nın 107. maddesine göre,  yargı mensupları yalnızca yerine getirdikleri farklı görevler nedeniyle  birbirlerinden  farklılaşmaktadırlar.  Daha  sonra  yürürlüğe  giren  kanunlarla, yazılı sınav ve değerlendirmeye dayalı kariyer sistemi  kaldırılmış ve yerine hizmet süresine dayanan otomatik terfi sistemi  getirilmiştir.  Açık  kariyer  olarak  adlandırılan  sistemin  yürürlüğe  girmesiyle  görev  ve  terfi  derecesi  birbirinden  ayrılmıştır.  Bu  iki  husus,  tıpkı  tren  rayları  gibi,  birbirine  paralel şekilde  seyretmektedir.38   

Sistemin işleyişi kısaca şöyledir: Stajyer hâkim olarak hâkimlik  görevine başladıktan sonra iki yıllık hizmet süresini tamamlayanlar  asliye  mahkemesine  hâkim  olarak  atanmaktadırlar.  Asliye  mahkemesi  hâkimleri  onbir  yıllık  hizmet  süresinden  sonra  istinaf  mahkemesi hâkimi olmaktadırlar. Bir hâkimin temyiz mahkemesine  atanmaya  uygun  olduğunun  açıklanabilmesi  için,  istinaf  mahkemesine  atanmasından  itibaren  yedi  yıllık  hizmet  süresi  gereklidir. Temyiz mahkemesinde sekiz yıl görev yapan hâkimlerin  üst düzey görevlere atanmaya uygun olduğu açıklanır.39  

38   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
39   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.

Terfi kararı, gerekli hizmet süresinin tamamlanmasından sonra  yetkili hâkimler kurulunun görüşü alındıktan sonra Yüksek Yargı  Konseyi tarafından alınır. Mahkeme kurulları düzenli olarak ilçelerde  görevli hâkim ve savcıların çalışmaları hakkında mütalaa hazırlar.  Aynı zamanda mahkeme başkanları tarafından hazırlanan raporlar  da  değerlendirmeye  katılır.  Sonuçta  görevin  eksiksiz  yerine  getirilmesi anlamında mütalaa % 90 olumlu ise, hizmet süresine göre görevde yükselme gerçekleşir. Değerlendirme sonucu olumsuz ise,  hâkim belirli bir süre sonra yeniden değerlendirmeye tabi tutulur.40  

Şu  anda  geçerli  olan  sistem,  kıdem  ve  yerine  getirilen  görev  ayrımına dayanmaktadır. Bu demektir ki, daha yüksek bir makama  terfi etme, erişilen kıdeme uygun bir konuma fiilen geçmeye bağlı  değildir.  Örneğin  istinaf  mahkemesinde  bir  kadroya  geçmek  için,  hâkimin  istinaf  mahkemesi  üyesi  olabilmesi  için  gerekli  kıdemi  sağlamış olması gerekir. Aksi halde temyiz mahkemesine atanması  uygun görülen bir istinaf mahkemesi hâkimi veya hâkim, daha düşük  kıdeme  uygun  olduğu  halde,  herhangi  bir  süre  sınırlaması  olmaksızın  mevcut  görevini  sürdürmeye  devam  eder.  Terfinin  doğrudan doğurduğu tek sonuç, terfiye uygun maaştır. Hâkimler ve  savcıların terfisi arasında farklılık yoktur.41  

Açık kariyer ve bütün hâkimler için tekdüzen maaş sisteminin  avantajları,  hâkimler  arasında  tek  düzeliği  sağlaması,  hiyerarşiyi  önlemesi ve hâkimlerin kendileri bakımından en uygun görevi yerine  getirme  imkânı  sunmasıdır.  Bu  sistemde  terfi  bakımından  daha  düşük  konumda  olanlar,  terfi  alan  meslektaşlarına  oranla,  mali  açıdan dezavantajlı konuma düşmemektedirler. Bu durumda hiçbir  hâkim kıdemine uygun daha üst düzeyde bir konumu fiilen elde  etmeye  zorlanmamaktadır.  Bu  yüzden  ilk  derece  mahkemesinde  görev yapan nitelikli bir hâkim, terfi etmek istediğinde istinaf veya  temyiz mahkemesine geçmek zorunda değildir. Bununla ilgili olarak  mafyaya karşı uzun ve zahmetli bir soruşturma yürüten savcıların  konumu örnek verilebilir. Böyle bir soruşturma yürüten savcıların  çoğu,  temyiz  mahkemesine  atanmaya  hak  kazanmış  olmalarına  rağmen, görevlerine devam etmişlerdir.42 

Özetle,  bu  “yarı  otomatik  terfi”  sistemi,  bir  hâkimin  umuda  kapılmadan  ve  endişe  duymaksızın  (“sine  spe  ac  metu”)  görev  yapması  gerektiğine  dayanan İtalyan  anlayışının  bir  sonucudur.  Bugün  bir İtalyan  hâkiminin  kariyeri  için  olumsuzluklardan  korkmadan  ve  birtakım  avantajlar  elde  etme  beklentisi  içine  girmeden  vicdani  kanaatlerine  göre  karar  verebileceği  rahatlıkla  söylenebilir.43

40   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
41   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
42   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“. 

C.  Güney  Avrupa’da  Yüksek  Yargı  Konseyleri:  Fransa,  İspanya, Portekiz ve Belçika  

Birçok Avrupa ülkesinde yüksek yargı konseyi bulunmaktadır.  Her ülke kendisine özgü bir model geliştirmiştir. Bununla birlikte  Güney  ve  Kuzey  Avrupa  arasında  belirgin  bir  farklılığın  olduğu  görülmektedir.  Güney  Avrupa  ülkelerindeki  yüksek  yargı  konseylerinin  birincil  görevi,  yargı  bağımsızlığını  korumak  ve  hâkimlerin kariyerleriyle ilgili işlemleri yapmak iken, Kuzey Avrupa  ülkelerindeki yargı konseyleri planlama, finansman, mahkemelerin  idari yönetimi, adalet hizmetlerinin organizasyonu ve yönetiminde  aktif rol oynamaktadırlar.44  

Güney Avrupa’daki en önemli modeller İtalya, Fransa, İspanya  ve Portekiz’deki yüksek yargı konseyleridir.  Fransız  Anayasası’nın  64.  maddesine  göre,  “Cumhurbaşkanı,  adli otoritenin bağımsızlığının güvencesidir. Yüksek Yargı Konseyi,  Cumhurbaşkanının yardımcısıdır.” Önce 1993 ve son olarak da 2008  yılında reforma tabi tutulan Yüksek Yargı Konseyi (Conseil Supérieur  de  la  Magistrature),  gerçi  yargının  daha  doğrusu  mahkemelerin  idaresi  konusunda  yetkili  değildir,  ancak  hâkim  ve  savcıların  terfisinde,  atanmalarında,  yer  değiştirmelerinde  ve  disiplin  konularında nihai kararı veren bir organdır.  
                                             
43   Oberto,  “Die  Sicherung  der  richterlichen  Unabhängigkeit  in  Italien  unter  besonderer  Berücksichtigung des Consiglio Superiore della Magistratura und einer einheitlichen Besoldung aller  Richter“.
44   Oberto, “Die Richterliche Unabhängigkeit in Europa und ihre Sicherung durch einen obersten  Richterrat”, s. 7‐8.

Fransız  Anayasası’nın  65.  maddesine  göre,  Yüksek  Yargı  Konseyi, iki daireden oluşmaktadır. Dairelerden biri hâkimler, diğeri  de savcılar bakımından yetkilidir. Hâkimler için yetkili olan daireye  Yargıtay birinci başkanı başkanlık etmektedir. Bu dairede başkanın  yanı sıra beş hâkim ve bir savcı, Danıştay tarafından seçilen bir üye,  bir  avukat  ve  parlamento,  mahkeme  ve  idare  mensubu  olmayan  nitelikli  altı  üye  yer  almaktadır.  Cumhurbaşkanı,  Ulusal  Meclis  Başkanı ve Senato Başkanı, seçkin ikişer üye atar. 

Savcılar için yetkili olan daireye, Yargıtay Başsavcısı başkanlık  eder.  Bu  dairede  başsavcının  yanı  sıra  beş  savcı  ve  bir  hâkim,  Danıştay’dan bir üye, bir avukat ve parlamento, mahkeme ve idare  mensubu olmayan nitelikli altı üye yer almaktadır. Cumhurbaşkanı,  Ulusal Meclis Başkanı ve Senato Başkanı, nitelikli ikişer üye atar. 

Hâkimler için yetkili olan daire, Yargıtay hâkimlerinin, istinaf  mahkemelerinin  başkanlarının  ve  Tribunaux  de  grande  instance  başkanlarının  atanmalarında  öneride  bulunur.  Diğer  hâkimler  dairenin  uygun  mütalaasıyla  atanır.  Bu  daire,  hâkimlerin  disiplin  kurulu olarak kararlar verir. Disiplin işlemleri ile ilgili toplantılara  savcılar için yetkili olan dairedeki hâkimler de katılır.

Savcılar  için  yetkili  olan  daire,  savcıların  atanmasında  görüş  bildirir. Ayrıca savcılara karşı yürütülen disiplin soruşturmalarında  görüş bildirir. Disiplin işlemleri ile ilgili toplantılara hakimler için  yetkili olan dairedeki savcı da katılır.

Yüksek  Yargı  Konseyi,  Anayasanın  64.  maddesine  göre  Cumhurbaşkanı tarafından istenen bir konuda görüş bildirmek üzere  genel kurul şeklinde toplanır.

Adalet  Bakanı,  Yüksek  Yargı  Konseyinin  her  iki  dairesinin  disiplin sorunları dışındaki toplantılarına katılabilir.

İspanya’da, “Consejo General del Poder Judicial”, yargı erki için  kurulmuş bağımsız bir organdır. Bu sayede yargı kendi yönetimini  sağlamaktadır.45  Adalet  Bakanının  yargı  ile  ilgili  bir  işlem  yapma yetkisi  yoktur.  Bakan,  hukuk  politikası,  yasama  ve  bu  türden  konularda  yetkilidir.  Konsey,  hakimlik  mesleğine  girişteki  seçim  usulünü  organize  eder. İspanya’da  savcılar  yargılama  iktidarı  mensubu  sayılmamaktadır.  Konsey,  yarışma  sınavını  başaran  hakimlerin atanmasında da yetkilidir.46
                                                
45   Christoph Strecker, “Selbstverwaltung der Justiz in Spanien. Ein Interview mit Ramón Sáez, Mitglied  des Consejo General del Poder Judicial”, Betrifft JUSTIZ, Nr. 56 – Dezember 1998, s. 346 vd.
46   Oberto, “Die Richterliche Unabhängigkeit in Europa und ihre Sicherung durch einen obersten  Richterrat”, s. 9. 

Terfi konusunda İspanya’da yalnızca üç kariyer basamağı vardır.  Hâkimlik  mesleğine  girişte  “Juez”,  daha  sonra  “Magistrado”  ve  yüksek  mahkeme  hakimi.  Son  iki  terfi  basamağına  geçiş,  Yüksek  Yargı Konseyinin önerisi üzerine Adalet Bakanının karşı imzasıyla  birlikte Kral tarafından yapılan atamayla gerçekleşmektedir. Bir Juez,  Magistrado kadrosunda boş bulunan bir kadroya başvurabilir. Birden  fazla başvuran olursa, seçimde başvuranın bilgi ve yeteneği ve ayrıca  hizmet süresi belirleyici olur.

Daire  başkanları  ve  mahkeme  başkanlarının  belirlenmesinde  terfinin etkisi yoktur. Dairenin en kıdemli üyesi, daire başkanı olur.  Yüksek Yargı Konseyi, mahkeme başkanlarını çoğunlukla beş yıllık  bir  süre  için  atamaktadır.  Tekrar  seçilmek  mümkündür.  Tekrar  seçilemeyenler  eski  konumlarına  geri  dönerler. İspanya’da  hâkimlerin  performanslarını  ve  terfi  almaya  uygun  olup  olmadıklarını  mahkeme  başkanları  değerlendirir.  Bu  değerlendirmeler  dört  yılda  bir  veya  terfi  makamına  başvuru  yapılması üzerine yapılır. Bu değerlendirmeler personel dosyasına  konur ve hâkimlik görevi süresince eşlik eder. Personel ve özlük işleri  ile ilgili kararlarda bu değerlendirmeler dayanak teşkil eder. Yüksek  Yargı Konseyi, hâkimlerin görev sürelerini, mesleki tecrübelerini ve  mesleki gelişim merkezinde yapılan sınav sonuçlarını dikkate alarak,  her  üç  yılda  bir  liste  hazırlamakta  ve  yayımlamaktadır.  Bu  liste,  Juez’den  Magistrado’ya  yükselmede  dikkate  alınan  en  önemli  ölçüttür.  Mahkeme  başkanlarının  ve  Yüksek  Mahkeme  üyelerinin  seçiminde  bu  liste  dikkate  alınmaz.  Bu  iki  konuda  Yüksek  Yargı  Konseyi kendi kanaatini oluşturmak zorundadır. Bu durum zaman  zaman çok güç olmakta ve tartışmaya da yol açmaktadır. Bununla ilgili olarak en önemli bilgi kaynağı, Yüksek Yargı Konseyi tarafından  düzenli olarak yaptırılan mahkeme denetimleridir.47

Yüksek Yargı Konseyinin bütün üyeleri parlamento tarafından  seçilir. Konsey, her yıl parlamentoya yargının durumu ve çalışmaları  hakkında ayrıntılı bir rapor sunar. Böylelikle yargının öz‐yönetimi  halk  egemenliğiyle  bağdaştırılmakta  ve  Yüksek  Yargı  Konseyinin  meşruluğu sağlanmaktadır.48  

Yüksek Yargı Konseyi, Yüksek Mahkeme Başkanı ve beş yıllık  bir süre için seçilen yirmi üyeden oluşur. Konseye, Yüksek Mahkeme  başkanı  başkanlık  eder.  Millet  Meclisi  ve  Senato,  dörder  üyeyi  avukatlar veya tecrübeli hukukçular, altışar üyeyi hâkimler arasından  seçer.  Yargıçlar  Birliği,  parlamentodaki  gruplara  kendi  adaylarını  önerir. Hâkim üyeler Konseyde mutlak çoğunluğu oluşturmaktadır.  Hâkim  üyeler  Parlamentonun  her  iki  kanadında  üyelerin  3/5  çoğunluğuyla seçilmektedir. Böylelikle, parlamentodaki bir çoğunluk  tek başına seçimde belirleyici olmamakta, çoğulcu bir kurul ortaya  çıkmaktadır.49  

47   Strecker, s. 346 vd.
48   Strecker, s. 346 vd.
49   Oberto, “Die Richterliche Unabhängigkeit in Europa und ihre Sicherung durch einen obersten  Richterrat”, s. 10.

İtalya’dan  farklı  olarak,  Yüksek  Yargı  Konseyinin  toplantıları  kamuya  açık  değildir.  Görüşmeler  ve  oylamalarda  gizlilik  esası  geçerlidir. 

Yüksek  Yargı  Konseyi  üyeleri,  görevleri  süresince  hâkimlik  yapamazlar. Konsey genel kurulu ayda iki gün çalışmaktadır. Diğer  günlerde  üyeler  farklı  komisyonlarda  çalışmalarını  sürdürmektedirler.  Görev  süresi  dolanların  doğrudan  tekrar  seçilmeleri  mümkün  değildir.  Bir  başka  deyişle,  görevin  sona  ermesinden  sonra  beş  yıllık  bekleme  süresinden  sonra  tekrar  seçilebilirler. Konsey üyeleri, görevleri süresince başka bir yere iş  başvurusunda bulunamazlar.

Portekiz’de  1974  yılında  demokrasiye  geçişten  sonra  yaşanan  siyasi değişim etkisini yargı sisteminde de göstermiştir. Yüksek Yargı Konseyi (Conselho Superior da Magistratura), yargı bağımsızlığını  güvence  altına  almış  ve  demokratikleştirmiştir.50  Konsey,  Portekiz  Anayasası’na  göre,  hâkimlerin  atanması,  görev  yerlerinin  değiştirilmesi,  değerlendirilmesi  ve  terfilerinde  ve  disiplin  süreçlerinde  yetkilidir.  Bunun  yanı  sıra,  Adalet  Bakanına  usul  hukukuna  ilişkin  yasa  değişikliği  önerisinde  bulunma  ve  adalet  hizmetleriyle ilgili soruşturmaları yürütmek gibi başka görevleri de  vardır.  Bu  tür  yetkilerin  Yüksek  Yargı  Konseyi  tarafından  kullanılması sayesinde terfilerde ve mahkeme içindeki hiyerarşide  mahkeme  başkanlarının  rolü  ortadan  kaldırılmış  bulunmaktadır.  Hâkimler  arasında  yalnızca  yerine  getirdikleri  işlevlerin  farklılığından  kaynaklanan  bir  ayrım  söz  konusu  olup,  hiyerarşik  bakımından bir ayrım bulunmamaktadır. Terfi yalnızca istinaf veya  temyiz  mahkemesi  aşamasında  mümkündür. İlk  derece  mahkemelerinin  başkan  ve  başkan  yardımcıları  her  yıl  ilgili  mahkeme hâkimlerince seçilir.51

Portekiz  Anayasası’nın  218.  maddesine  göre,  Yüksek  Yargı  Konseyi, yüksek mahkeme başkanının başkanlığında toplanır ve biri  hâkim sınıfından olmak üzere Cumhurbaşkanı tarafından atanan iki  üye, Parlamento tarafından seçilen yedi üye ve hâkimler tarafından  nispi temsil ilkesine göre seçilen yedi hâkim üyeden oluşur. Hâkim  üyelerin  hâkimler  tarafından  seçilmesinde  kurumsal  çoğulculuğu  sağlamak  üzere  nispi  temsil  sistemi  benimsenmiştir.  Konseyin  çoğunluğu hâkimlerden oluşmaktadır. Buna rağmen Yüksek Yargı  Konseyi üyelerinin çoğunluğu hâkimler tarafından seçilmemektedir.  Bu çözüm şekliyle Konseyin demokratik meşruluğu güçlendirilmek  istenmiş ve birlik duygusunun oluşumundan kaçınılmıştır. Yüksek  Mahkeme  (Yargıtay)  Başkanı,  Konseyin  hem  üyesidir  hem  de  başkanıdır.52 
                                             
50   Nicola Behrend, Die Rechtsstellung der Richter und Staatsanwälte in Europa, Betrifft JUSTIZ, Nr. 47  –September 1996, s. 348 vd.  
51   Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 10.
52   Behrend, s. 348 vd. 

Belçika’da  1998  yılında  yapılan  Anayasa  değişikliğiyle  bir  Yüksek Yargı Konseyi (Conseil Supérieur de la Justice/Hoge Raad  voor  de  Justitie)  kurulmuştur.  Anayasanın  151.  maddesine  göre  Yüksek Yargı Konseyi, yetkilerini kullanırken yargı bağımsızlığına  saygı gösterir. Konsey, Fransızca ve Hollandaca dilleri esas alınarak  iki  daire şeklinde  oluşturulmuştur.  Her  dairede  eşit  sayıda  üye  bulunur. Konsey, yasada öngörülen şekil ve şartlar altında hakim ve  savcılar tarafından seçilen ve eşit haklara sahip hakim ve savcı üyeler  ile Senato tarafından 2/3 çoğunlukla yasada öngörülen şartlar altında  seçilen üyelerden oluşur. Konseyin toplam 44 üyesi vardır. Üyelerin  yarısı, hakim ve savcı kökenli olup meslektaşlarınca seçilir. Diğer  yarısı uzman hukukçulardır ve Senato tarafından seçilirler.

Belçika  Yüksek  Yargı  Konseyi’nin  üç  farklı  yetkisi  bulunmaktadır. Birincisi, mahkemeleri gözetim altında tutar, dava ve  olayların  nasıl  karara  bağlandığını  denetler. İkincisi,  yasama  ve  yürütme organlarına kalitenin ve kriterlerin nasıl iyileştirilebileceğine  dair  görüş  bildirmektir.  Üçüncüsü,  hakim  ve  savcıların  atanması,  görev  yerinin  değiştirilmesi,  mesleki  gelişimlerinin  sağlanması  ve  terfi etmelerinde önemli rol oynar.

D. Kuzey Avrupa’da Yüksek Yargı Konseyleri: İsveç, İrlanda,  Danimarka ve Hollanda  

İsveç, İrlanda, Danimarka ve Hollanda ülkelerinde de yüksek  yargı konseyleri bulunmaktadır. Bunların görevleri, Güney Avrupa  ülkelerindeki yüksek yargı konseylerinden farklı olarak, finansman  ve idari işlevlerle sınırlıdır. Bu nedenle, gerçek anlamda yargı idaresi  organları olup olmadıkları tartışmalıdır.53   



53  Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 10. 

İsveç’te Domstolsverket (National Courts Administration) adlı  yüksek  yargı  konseyi,  1975  yılında  kurulmuştur.  Bu  organın  başkanlık divanı, dört hakim (ikisi ilk derece mahkeme başkanı, ikisi  ikinci derece mahkeme başkanı), iki parlamento üyesi, bir avukat ve  iki sendika temsilcisinden oluşmaktadır. Konseyin yetkileri arasında  devlet bütçesinden yargıya ayrılacak pay hakkında öneride bulunma, kaynakların yönetimi, personel yönetimi, yargı binalarının yönetimi,  teknolojinin yargıya aktarılması gibi idari görevler bulunmaktadır.54   

İrlanda’da 1999 yılından beri bir yüksek yargı konseyi (Courts  Service) bulunmaktadır. Konseyi başyargıç veya onun yetkilendirdiği  bir yüksek mahkeme yargıcı yönetir. Konseyin ayrıca ondört üyesi  vardır.  Yedi  hakim,  iki  avukat,  yargı  idaresinden  bir  üye,  Adalet  Bakanınca seçilen iki uzman, yargı hizmetlerinden yararlananların  çıkarlarını temsil eden bir üye ve bir sendika temsilcisinden oluşur.  Konseyin  yetkileri İsveç  yargı  konseyinin  yetkilerine  benzer  niteliktedir.55  

1999  yılından  beri  Danimarka’da  da  bir  yargı  konseyi  (Domstolsstyrelsen)  vardır.  Konsey,  bir  yüksek  mahkeme  danışmanının yönetimi altında, iki istinaf mahkemesi hakimi, iki ilk  derece  mahkemesi  hakimi,  bir  hakim  yardımcısı,  iki  mahkeme  memuru, bir avukat ve üst düzey idari tecrübesi olan iki üyeden  oluşmaktadır.  Konsey  üyeleri,  adalet  bakanı  tarafından  atanır.  Konseyin başlıca görevi, başka bir bağımsız organ olan hakim atama  kuruluna  yardımcı  olmaktır.  Ayrıca  bütçe  konusunda  da  yetkisi  vardır. Konsey, hükümete ve parlamentoya bütçe önerisi sunar. Yine  yargı  ile  ilgili  politik  stratejiler  hazırlar.  Nihayet,  kaynakların  yönetimi, personel yönetimi, mahkeme binalarının yönetimi ve yargı  sisteminde teknolojinin kullanılması konularında görevlidir.56  

Hollanda,  2002  yılında  bir  yargı  konseyi  kurmuştur.  Konsey,  kanunda,  yargısal  görevi  olmayan  bir  yargı  organı  olarak  tanımlanmaktadır. Konseyin başlıca görevi, Konsey ve mahkemelerin  ortak  bütçesini  hazırlamaktır. İkinci  görevi,  yönetimle  ilgilidir  (personel, otomasyon, yönetim bilgi sistemleri oluşturma, mahkeme  binalarının  yönetimini  ve  güvenliğini  sağlama).  Konsey  ayrıca  yargıda kalitenin arttırılması ve hukukun uygulanmasında birliğin sağlanmasında önemli rol oynar. Nihayet, yargı alanıyla ilgili yasama  faaliyetlerinde  hükümete  ve  parlamentoya  danışmanlık  yapar.  Konsey,  beş  üyeden  oluşur.  Üyelerden  üçü  hâkimdir.  Bu  üyeler  adalet bakanı tarafından altı yıllığına atanır ve süresi bitenler tekrar  atanabilirler.

54   Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 11, 
55   Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 12.
56   Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 12.

E. Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri  

Yargının öz‐yönetimi düşüncesi, 1990’lı yıllardan itibaren Orta  ve  Doğu  Avrupa  ülkelerinde  yeni  ve  geniş  bir  uygulama  alanı  bulmuştur. Sosyalizmin sona ermesinden sonra bu devletlerde yargı  bağımsızlığı ve özellikle hâkimlerin kanuna bağlılığı örgütsel olarak  güvence  altına  alınmıştır.  Yargı  sisteminin  yapılanmasında  esas  itibariyle iki temel model ortaya çıkmıştır. Birincisi Rusya modelidir.  Bu  modelde  her  bir  yargı  kolunun  tepesinde  yer  alan  yüksek  mahkeme, o yargı kolundaki yargı idaresinden sorumludur. Daha  çok benimsenen ikinci modelde ise, merkezi bir yargı idaresi organı  bulunmaktadır. Bu organın üyelerinin çoğunluğunu hâkimler veya  yargı tarafından seçilen temsilciler oluşturmaktadır. Yetkileri daha  çok personel işleri ve bütçe ile ilgilidir.

Uluslararası  Yargıçlar  Birliği,  Orta  ve  Doğu  Avrupa  ülkelerindeki yargı reformu projelerine anlamlı şekilde katılmış ve  katılmaya da devam etmektedir. Uluslararası Yargıçlar Birliği’ndeki  hâkim düşünce, yüksek yargı konseylerinin farklı nedenlerden dolayı  ideal bir seçim kurulu olduğu şeklindedir. Bu konseyler, yasama ve  yürütme  iktidarından  bağımsız  olmaları  nedeniyle  hâkimler  için  ideal  bir  seçim  kuruludur.  Orta  ve  Doğu  Avrupa  ülkelerinin  birçoğunda,  hatta  roma  hukuku  geleneğini  benimsemeyen  ülkeler  (Romanya)  ile  Alman  hukuk  çevresine  dâhil  ülkelerde  de  (Macaristan), bir yüksek yargı konseyi kurulmuştur. Ne var ki eski  komünist ülkelerin birçoğunda yüksek yargı konseyleri, daha çok bir  tür  “başkanlık”,  bir  “hâkimler  meclisi”  olarak  anlaşılmaktadır.  Bundan dolayı bu kurullarda çoğunlukla yalnızca yüksek mahkeme  hâkimleri  yer  almakta,  ilk  derece  veya  ikinci  derece  mahkeme hâkimleri  bulunmamaktadır.  Oysa  ön  cephede  bu  kişiler  çalışmaktadır.57  

Roma hukuk çevresinde yer almayan Batı Avrupa ülkelerinde  de,  yüksek  yargı  konseylerine  özel  ilgi  duyulmaya  başlanmıştır.  Örneğin Almanya ve Avusturya’daki yargı reformu tartışmalarında  böyle bir kurumun kurulmasını önerenler vardır.58  

Almanya’da bir yüksek yargı konseyi bulunmamakla birlikte,  bazı eyaletlerde çeşitli danışma organları bulunmaktadır. Bu danışma  organlarında  yer  alan  hâkim  üyelerin  seçimi  ve  meşruluğu  konusunda iki yaklaşım kendini göstermektedir. Birinci yaklaşıma  göre, bütün üyeler meşruluklarını parlamento tarafından seçilmek  suretiyle almak zorundadırlar. İkinci yaklaşım ise, hâkim üyelerin  hâkimler tarafından seçilmesi gerektiğini savunmaktadır. Böylelikle  öz‐yönetim ve temel sorunlarla ilgili tartışmalar yargının içinde de  yapılabilecektir.  Ayrıca  böyle  bir  sistem,  yargının  iç  işleyişinin  demokratikleşmesine katkı sağlayacaktır.59   

57   Oberto,  Die  Richterliche  Unabhängigkeit  in  Europa  und  ihre  Sicherung  durch  einen  obersten  Richterrat, s. 13.
58   Bu konuda bkz. Gerhard Reissner, “Der Rat der Gerichtsbarkeit – ein Mittel zur Sicherung einer  unabhängigen Rechtsprechung”, Österreichische Richterzeitung, 01/04, 2004. s. 4‐9.
59   Strecker, s. 346 vd.

F. Amerika Birleşik Devletleri’nde Yargı Bağımsızlığı  

Kuvvetler  ayrılığı  ilkesi  ile  fren  ve  denge  sistemi,  Amerikan  hukukunun  yapı  taşlarındandır.  Yargı  bağımsızlığı  ise,  bu  iki  unsurun  ayrılmaz  bir  parçasıdır.  Amerikan  hukuk  öğretisinde  yargısal  kararların  adalete  uygun  olabilmesi  için  yargıçların  hükümetin, yasamanın, politikanın ve medyanın etkisinden bağımsız  ve tarafsız şekilde karar vermesi gerektiği kabul edilmektedir. Yargı  bağımsızlığının  anlamı  ve  amacı,  bireysel  özgürlükleri  keyfi  eylemlere karşı korumak, anayasal hakları korumak ve kamuoyunun  yargısal  kararların  objektifliğine  ve  tarafsızlığına  olan  güvenini  sürdürmektir.  Amerikan  hukukunda  yargı  bağımsızlığı,  ikili  bir  tasnife tabi tutulmaktadır: Kurumsal bağımsızlık ve karar vermede  bağımsızlık.  Kurumsal  bağımsızlık,  yargı  iktidarının  yürütme  ve yasamadan  bağımsız  olması  gerektiğini  ifade  etmektedir.  Karar  vermede bağımsızlık ise, yargıçların dışsal etkilerden uzak şekilde  yalnızca  davanın  konusuna  ve  hukuki  duruma  bakarak  karar  vermesi anlamına gelmektedir.60  

Birçok  ülkede  yargı  bağımsızlığı  anayasada  açıkça  öngörülmesine karşılık, Amerikan Anayasasında yalnızca yasama ve  yürütme  yanında  bir  iktidar  olarak  yargıdan  söz  edilmektedir.  Amerikan Anayasası m. III, Federal Yüksek Mahkeme ve diğer alt  derece mahkemelerini kurumsal olarak güvence altına almaktadır.  Yargı  bağımsızlığı  Anayasada  açıkça  öngörülmemiş  olup,  Anayasanın  III.  maddesindeki  düzenlemeden  çıkarılmaktadır.  Bununla birlikte yargı bağımsızlığı, tarihsel kökeni ve güçlü ilkelerle  somutlaştırılması  nedeniyle  Amerikan  hukukunda  en  üstün  ilkelerden biri olarak görülmektedir.61   

Amerikan hukukunda yargı bağımsızlığı, yargıçların denetimi  ve bağımsızlığın sınırlandırılması ile ilgili olarak şunlar söylenebilir:  Yargı  bağımsızlığı  esas  itibariyle  etki  altında  kalmamayı  kapsar.  Bununla  birlikte,  yönlendirme,  yönetim  veya  düzeltme anlamında  denetim, kuşkusuz bir etkileme içermekte ve sonuçta bağımsızlığı bir  ölçüde  sınırlandırmaktadır.  Hiç şüphe  yok  ki,  yargı  bağımsızlığı,  yalnızca  yargısal  kararların  bağımsız şekilde  alınıp  alınmadığı  ve  yasal düzenlemelerle bağdaşıp bağdaşmadığı denetlenmek suretiyle  korunabilir. Böyle bir denetim keyfi kararlara karşı koruma sağlar.  Demek  oluyor  ki,  denetim,  bir  taraftan  yargı  bağımsızlığını  sınırlandırmakta,  öte  yandan  onun  güvencesini  oluşturmaktadır.  Yargı bağımsızlığından söz edildiğinde, bireysel olarak yargıçların  bağımsızlığı ile yargı organının bağımsızlığı anlaşılmalıdır. Her bir  yargıcın  denetimi,  onun  yargısal  bağımsızlığını  bir  ölçüde  sınırlandırırken,  denetim  mekanizmasının  varlığı  ve  kullanılması  üçüncü  kuvvet  olan  yargının  bağımsızlığını  korumaktadır.

Bağımsızlık ve denetimin birlikteliği yargısal kararların nesnelliğini  sağlar.62   

Amerikan  hukukunda  yargıçların  denetimini  sağlamak  üzere  başvurulan  en  etkili  denetim  enstrümanlarının  başında,  mahkemelerin tek yargıçtan değil, birden fazla yargıçtan oluşmasının  sağlanmasıdır.  Böylelikle  mahkeme  bünyesindeki  yargıçlar  birbirlerini  denetlemekte  ve  dışsal  olumsuz  etkiler  minimize  edilmektedir. Amerikan hukukunda kararın oybirliği ile alınmaması  halinde  karşı  oy  yazısı  mahkeme  kararının  ayrılmaz  bir  parçası  olarak yayımlanmaktadır. Diğer etkili bir denetim aracı, mahkeme  kararlarının  temyiz  yoluyla  üst  derece  mahkemelerce  denetlenmesidir.  Yine  kamuoyu  ve  medya  aracılığıyla  yargısal  faaliyetler  denetlenmektedir.  Etkinliği  sınırlı  denetim  araçları  ise,  tarafsızlığından şüphe duyulan yargıcın reddi, impeachment usulü,  yargıçların  göreviyle ilgili eylem ve işlemlerinden dolayı cezai ve  hukuki  sorumluluğu  ve  denetim  organlarınca  gerçekleştirilen  denetimlerdir. Yargıçları denetlemede kullanılan araçlardan biri de,  kalite  değerlendirme  sistemidir.  Bu  sistem  Amerika’da  oldukça  yaygın  olan  öz  denetim  sistemi  çerçevesinde  yargıçlar  ve  mahkemeler üzerinde kalite yönetimini amaçlamaktadır. Bir başka  deyişle,  yargısal  hizmetlerin  kalitesinin  yükseltilmesi  amaçlanmaktadır.  Yargıçların  performanslarının  ölçülmesinde  değerlendirme  kriterleri;  uzmanlık,  titizlik,  etkinlik,  tarafsızlık  ve  kararlarının  içeriğidir.  Değerlendirme  daha  çok  avukatların  değerlendirmelerine, istatistiklere ve yargıçların bizzat kendilerince  verilen bilgilere dayanmaktadır.63 


60 Silke Jurczyga, “Die Richterliche Unabhängigkeit und ihre Einschränkung im U.S.‐amerikanischen  Recht”,  s. 1
61   Jurczyga, s. 1. 
62   Jurczyga, s. 1.
63   Jurczyga, s. 2‐4.

IV. Türkiye’de Yargı Bağımsızlığına İlişkin Kimi Sorunlar ve  Çözüm Önerileri  

Demokratik hukuk devletinde adaleti tesis etmekle görevli olan  yargının,  bağımsız  ve  tarafsız  olması  gerekir.  Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yargının gerçek işlevine uygun biçimde  çalışabilmesi için zorunludur.64   

Yargı  bağımsızlığı,  son  yıllarda  en  çok  tartışılan  konuların  başında gelmektedir. Bununla birlikte yargı düzeni ve hukuk devleti  ilkesi,  ülkemizde  demokratik  standartların  yükseltilmesi çalışmalarında en kısıtlı ilerlemenin sağlandığı alandır. Türkiye’nin,  bir taraftan yargı bağımsızlığını sağlayacak, diğer taraftan ise yargıda  etkinliği  ve  sürati  artıracak  kapsamlı  bir  reforma  ihtiyacı  vardır. Yargının teşkilat yapısının yargı bağımsızlığını güçlendirecek şekilde  düzenlenmesi gereklidir.

Yargı ile ilgili tartışmalar son yıllarda daha hararetli bir şekilde  yapılıyor ise de, Türkiyeʹde yargının yeterince bağımsız olmadığı,  özellikle yürütme organının etkilerine açık bulunduğu, Anayasanın  yargı  organına  ilişkin  hükümlerinin  içerdiği  olumsuzluklar,  1982  Anayasasıʹnın  yürürlüğe girdiği  tarihten  itibaren  tartışılan  bir  konudur.65  

64   Yusuf Şevki  Hakyemez,  “Hakimler  ve  Savcılar  Yüksek  Kurulu”,  in:  Yargı  Raporu:  Demokratikleşme Sürecinde Yargı Kurumları”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara 2010, s. 52.
65   Bkz. Lütfi Duran, Türkiye Yönetiminde Karmaşa, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1988, s. 25 vd.; Ergun  Özbudun, “Yargının Tarafsızlığı ve Bağımsızlığı”, Zaman, 26.06.2007; Mithat Sancar, Devlet Aklı  Kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayınları, Ankara 2000, s. 181‐194; Bülent Tanör, İki Anayasa:  1961‐1982,  Beta  Yayınları,  3.  Baskı, İstanbul  1994,  s.  116‐118;  Halit  Yılmaz,  Türkiye’nin  Yargı  Bağımsızlığına İlişkin Sorunları, TBB Yayınları, Ankara 2009, s. 3 vd.

Türkiyeʹde  yargının  yeterince  bağımsız olmadığına  ilişkin  iddialar şöyle sıralanabilir: 

Adalet Bakanının, Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kuruluʹnun başkanı olması;
Adalet Bakanlığı müsteşarının,  kurulun tabiî üyesi olması;
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluʹnun  yapısı  ve  oluşumunun  yargı  bağımsızlığını  olumsuz  etkilemesi;
Bakan  ve  müsteşar  dışındaki  üyelerin  tamamının  Yargıtay  ve  Danıştay  üyeleri  arasından  seçilmesi  nedeniyle  Kurulun  yargıyı  bütünüyle  temsil  etmemesi;
Kurulun  zaman  zaman  diğer  devlet  kurumlarının  etkisinde  kalarak  kararlar  verebildiği  izlenimini  uyandıran uygulamalarının olması;
Kurul kararlarının yargı denetimi  dışında tutulması;
Kurul kararlarına karşı etkili bir itiraz yönteminin  bulunmaması;  hâkimler  ve  savcılar  hakkındaki  soruşturmaların,
Adalet Bakanlığıʹnın izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması;
hâkimler  ve  savcıların,  idarî  görevleri  bakımından  Adalet  Bakanlığıʹna  bağlı  olmaları;
HSYK’nın  kendisine  ait  bir  binası  ve  sekretaryasının ve bağımsız bütçesinin bulunmaması;
hâkim ve savcı  adaylarının seçim ölçütlerinin öznel değerlendirmelere açık olması;
hâkimler ve savcıların performanslarını değerlendirmekle sorumlu  adli  müfettişlerin  Yüksek  Kurul’a  değil,  Adalet  Bakanlığı’na  bağlı  olması;
hâkim ve savcıların sicil dosyalarının gizliliği; mahkemelerin  kimi  davalarda  tarafsız  davranmadığı;
adalet  müfettişlerinin  raporlama sistemi vs.
                                                
2009  tarihli  Yargının  Bağımsızlığı,  Tarafsızlığı  ve  Yönetimi  Hakkında Rapor’da, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili iki  temel soruna işaret edilmektedir. Rapora göre, “1982 Anayasası’nda  yargının  tarafsızlığına  ve  bağımsızlığına  ilişkin  oldukça  geniş  güvenceler  öngörülmüş olmasına karşın  bunların  uygulanmasında  soru işaretleri söz konusudur. Bunlardan ilki hükümetin (devletin)  yürütme  erkini  temsil  eden  Adalet  Bakanlığının  bağımsızlığa  dış  tehdit teşkil eden etkisine ilişkindir. İkinci soru işareti ise Hâkimler  ve  Savcılar  Yüksek  Kurulu  ile  yüksek  mahkemeler  tarafından  ilk  derece  mahkemeler  üzerindeki  bağımsızlığa  karşı  bir  iç  tehdit  oluşturan gözetim yetkisine ilişkindir.”66  

Türkiye’de yargı bağımsızlığı ile ilgili tartışmaların odağında çok  geniş yetkilere sahip bulunan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu  bulunmaktadır.  Kurul  üzerindeki  yürütmenin  etkisi  azaltılsa  bile,  yine de yargı bağımsızlığına karşı bir tehdit oluşturabileceği ifade  edilmektedir. Ayrıca bu problemi gereksiz yere artıran üç faktöre de  işaret edilmektedir: Kurulun oluşumu yargıyı bir bütün olarak temsil  etmemekte; kararları yayımlanmamakta ve kararlarına karşı etkin bir  başvuru yolu bulunmamaktadır.67  

66   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 3. 
67  Giegerich, “Yargının Bağımsızlığı: Kavramsal Çerçeve, Tarihsel, Tarafsızlıkla İlişkisi ve Türkiye  Üzerine Gözlemler”, s. 25.

Son Anayasa değişikliği teklifini, eksiklikleri ve eleştiriye açık  yönleri olmakla birlikte, yargı bağımsızlığını güçlendirmeye yönelik olumlu bir adım olarak değerlendirmek gerekir. Gerçekten HSYK’nın  objektiflik,  tarafsızlık  ve şeffaflık  temelinde  uluslararası  belgeler  ışığında geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılmaya  çalışıldığı görülmektedir. 

Anayasa  değişikliği  teklifindeki  düzenlemeler  hakkında  bir  değerlendirme yapmadan önce, uluslararası belgelerdeki tavsiyelere  kısaca bakmakta fayda bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir  ki,  yukarıdaki  açıklamalarımızdan  da  anlaşılacağı  üzere,  yüksek  yargı  konseyi  üyelerinin  oluşumu  bakımından  Avrupa’da  tek  bir  model  yoktur.  Venedik  Komisyonu’nun  2007  tarihli  “Yargısal  Atamalar” başlıklı raporunda belirtildiği gibi, eski demokrasilerde  bazen  yürütme  organı,  yargısal  atamalarda  “belirleyici  bir  etkiye  sahipse”  de,  “uzun  bir  dönem  içinde  oluşmuş  bulunan  hukuk  kültürü ve gelenekler bu yetkileri sınırlandırmakta” ve “bu sistemler  uygulamada iyi işleyebilmektedirler.” Buna karşılık Komisyon, bu  gibi gelenekleri geliştirememiş olan yeni demokrasilerde, “oluşumu,  yetkileri  ve  özerkliği  anayasal  güvencelerle donatılmış  bir  yargı  konseyinin kurulmasını, yargı bağımsızlığını garanti edecek uygun  bir yöntem”  olarak  görmektedir.  Bu  konseylerin  oluşum  tarzına  gelince,  Komisyona  göre,  “yargı  konseyi  üyelerinin  önemli  bir  bölümü veya çoğunluğu, yargı organı tarafından seçilmelidir. Yargı  konseyinin  demokratik  meşruluğunu  sağlamak  için,  diğer  üyeler  parlâmento  tarafından,  uygun  hukukî  niteliklere  sahip  kişiler  arasından seçilmelidir. Yargı organı içinde korporatizmin olumsuz  etkilerinden kaçınabilmek için, bir yanda yargı bağımsızlığı ve kendi  kendini yönetim ile öte yanda yargı organının zorunlu hesap verirliği  arasında  denge  kurulmalıdır.”  Venedik  Komisyonu  bu  görüşünü,  2010  tarihli  raporunda  da  tekrarlamıştır:  “Her  durumda  konsey,  çoğunluğu olmasa bile önemli bir bölümünün hâkim olduğu, çoğulcu  bir  yapıya  sahip  olmalıdır.  Tabii  üyeler  hariç  olmak  üzere,  bu  hâkimler, eşitleri tarafından seçilmeli veya atanmalıdır.”68  

68   Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan 2010.

Avrupa Yargıçları İstişare Konseyi’nin 10 numaralı görüşünde,  “yüksek  yargı  konseyi  ya  yalnızca  hâkimlerden,  ya  da  hâkim  ve hâkim olmayanlardan müteşekkil karma bir bileşime sahip olabilir.  Her iki durumda da, şahsi çıkar, kendini kayırma ve ahbaplıktan  kaçınılmalıdır.  Yüksek  yargı  konseyinin  yalnızca  hâkimlerden  oluşması  halinde, İstişare  Konseyi  bu  hâkimlerin  kendi  emsalleri  tarafından seçilmeleri gerektiği görüşündedir. Bileşim karma yapıda  ise  (hâkim  ve  hâkim  olmayanlar), İstişare  Konseyi  her  türlü  yönlendirme  ve  uygunsuz  baskının  engellenmesi  için,  üyelerin  ehemmiyetli  bir  çoğunluğunun  emsalleri  tarafından  seçilen  hâkimlerden  oluşması  gerektiği  düşüncesindedir. İstişare  Konseyi’nin görüşüne göre, böyle bir karma bileşim hem şahsi çıkar,  kendini  kayırma  ve  kafadarlıktan  kaçınılmasını,  hem  de  toplum  içindeki  farklı  bakış  açılarının  yansıtılmasını  sağlama  faydasını  içerecek, bu nedenle yargı için ayrı bir meşruiyet kaynağı olacaktır  (paragraf 16‐19).69  

Hâkimler  ve  Savcılar  Yüksek  Kurulu,  yargı  bağımsızlığı  ve  hâkimlik teminatının can alıcı noktasını oluşturmaktadır.70 Nitekim  yargı sistemine yöneltilen eleştirilerin çoğunluğu Kurulun yapısı ve  çalışma biçimiyle ilişkilidir. HSYK’nın adli ve idari yargıda görev  yapan hâkim ve savcıların meslek yaşamları açısından kilit organ  durumunda olduğu ve yargı ile ilgili sorunların çözümüne buradan  başlanması gerektiği unutulmamalıdır.  Şu  anki  haliyle  HSYK;  Adalet  Bakanı,  Adalet  Bakanlığı  Müsteşarı ile üç asıl üç yedek üyesi Yargıtay’ın, iki asıl iki yedek  üyesi  Danıştay’ın  kendi  üyeleri  içinden  gösterecekleri  adaylar  arasından  Cumhurbaşkanınca  belirlenen  üyelerden  oluşmaktadır.  Kurul, 159. maddenin 3. fıkrası gereğince, “adli ve idari yargı hâkim  ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki  verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte  kalmaları  uygun  görülmeyenler  hakkında  karar  verme,  disiplin  cezası  verme,  görevden  uzaklaştırma  işlemlerini”  yapmaktadır.  HSYK, yargı mensuplarının özlük hakları gibi çok hayati bir konuda karar verme yetkisine sahip olduğu halde, aynı maddenin 4. fıkrası,  bu  kararların  yargı  denetimine  tabi  olmayacağı  hükmüne  yer  vermektedir.

69   Bkz. Avrupa Yargıçları İstişare Konseyi’nin Toplum Hizmetine Adanmış Yüksek Yargı Kurulları  Hakkında  Avrupa  Konseyi  Bakanlar  Komitesinin  dikkatine  sunduğu  10  (2007)  nolu  görüş, 
70   Bülent Tanör, Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, TÜSİAD Yayını, İstanbul 1997, s. 169.

Kurulun yapısı, çalışma biçimi ve kararlarının yargı denetimine  tabi olmaması, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyumlu  olmadığından  Anayasanın  yürürlüğe  girmesinden  bu  yana  eleştirilere konu olmuştur. Örneğin Tanör, 1997 yılında TÜSİAD’a  hazırladığı  “Türkiye’de  Demokratikleşme  Perspektifleri”  adlı  raporda şu  tespiti  yapmaktadır:71  Kurulʹun  çalışma  biçimi,  yapısından doğan sakıncaları daha da artırmaktadır. Ayrı bir örgütü,  özerk  bütçesi,  binası,  hatta  sekretaryası  bile  bulunmayan  işleri  bakanlık memurlarınca görülen kurulun, bakanlık merkez örgütünün  herhangi  bir  biriminden  pek  farkı  bulunmamaktadır.  Kurulun  çalışmalarında açıklık (aleniyet) ve saydamlık da yoktur. …Daha da  vahimi, yapısı ve işleyişi bakımından siyasi ve idari etkilere sonuna  kadar  açık  bulunan,  ama  yargı  üzerinde  etkili  olan  bu  kurulun  kararları  yargı  denetimi  dışında  tutulmuş  olmasıdır.”  Kurul  kararlarına  karşı  yargı  denetimine  başvurulamamasının,  hukuk  devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır. Bu ilke, devletin tüm organ ve  makamlarının her tür eylem ve işleminin hukuka uygun olmasını  gerektirir.  Bu  ise  ancak,  yasama  ve  yürütme  organlarıyla,  idari  makamların  tüm  işlemlerinin,  hukuka  uygunlukları  yönünden,  bağımsız yargı kuruluşları tarafından denetlenebildiği bir sistemle  mümkün olabilir. Hâkim ve savcıların özlük hakları konusunda karar  verme  yetkisini  haiz  HSYK,  idari  bir  organdır.  Doğası  gereği,  bu  organın tüm kararları da idari işlem niteliğindedir. Bu nedenle bu  kararların  hukuka  uygunlukları  yönünden  yargı  denetimine  tabi  kılınmamaları,  hukuk  devleti  ilkesiyle  çelişmektedir.  Üstelik  yargı  mensuplarını  mesleki  güvenceden  yoksun  bırakan  bu  yargı  bağışıklığı,  yargı  kararlarının  tarafsızlığını  ve  bağımsızlığını  da  zedelemektedir.72 
                                                
71   Tanör, Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, s. 170.
72   Serap Yazıcı, “Yargı Reformu Projesi: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”, in: Yargısal Düğüm:  Türkiyeʹde Anayasal Reforma İlişkin Değerlendirme ve Öneriler, (Edt. Serap Yazıcı), TESEV  Raporu, İstanbul 2010, s. 18. 

Anayasa  değişikliği  teklifi  ile  HSYK;  karma  bir  yapıya  büründürülmüş,  üye  çoğunluğunun  hâkimlerden  oluşması  sağlanmış,  kapalı  bir  kast  sisteminden  ya  da  korporatif  bir  yapı  olmaktan önemli ölçüde uzaklaştırılmış, daha temsili ve çoğulcu bir  yapıya  kavuşturulmuştur.73  Bunlar  yukarıda  bahsedilen  Avrupa  standartlarıyla  uyumlu  değişikliklerdir.  HSYK’nın  üye  sayısının  artırılması ve üye kaynağının çeşitlendirilmesi Batı demokrasilerinin  genel  eğilimine  uygun  olduğu  gibi;  hem  Kurul  içinde  yerleşik  çıkarların oluşmasını önlemeye elverişlidir, hem de Kurulun yapısını  daha demokratik hale getirecektir.74   

73   Aynı yönde görüş için bkz. Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan  2010.
74   Bkz. Mustafa Erdoğan, “Anayasa Değişikliği Paketi Ne Getiriyor?”, Star Gazetesi, 25 Mart 2010.

Ayrıca  Kurulun  kendi  sekretaryasının  olması,  müfettişlerin  Adalet Bakanlığı’na değil, Kurulun kendisine bağlı bulunması, hâkim  ve  savcıların  özlük  haklarıyla  denetimlerinin  Adalet  Bakanlığı’nın  yetkisinden çıkarılarak HSYK’ya verilmesi, Kurul kararlarına yargı  karşı yargı yolunun açılması olumlu değişikliklerdir. 

Anayasa  değişikliği  teklifi  ile  HSYK’nın  karma  bir  yapıya  büründürülmesi,  demokratik  hukuk  devleti  açısından  olumlu  bir  adımdır.  Gerçekten  HSYK’nın  mevcut  yapısı,  kompozisyonu  ve  üyelerinin  seçiminde  izlenen  yöntem,  Avrupa  standartlarıyla  bağdaşmamaktadır. Her şeyden önce, HSYK, karma bir yapıya sahip  değildir.  Yedi  üyeden  oluşan  Kurulun  iki  üyesinin  yürütme,  beş  üyesinin yüksek yargı kökenli olması, karma modelin özelliklerini  yansıtmamaktadır.  Kurulun  gözetim  işlevleri  bütün  hâkimleri  ve  savcıları kapsıyor olsa da, Kurulda yalnızca yüksek mahkemelerde  görev yapan hâkimler ve savcılar temsil edilmektedir. Bu durum,  Türk yargısının hiyerarşik yapısının açık bir göstergesidir. Yapılan  değişiklikle,  Kurulun  karma  bir  yapıya  kavuşturulması,  yargıç  üyelere çoğunluk sağlanması, Yargıtay ve Danıştay üyeleri yanında  ilk  derece  mahkemelerinde  görev  yapan  yargı  mensupları  da  Kurulda temsil edilmek suretiyle yargıç üyelerin yargının tümünü  temsil etmesi Avrupa standartlarıyla uyumlu değişikliklerdir. 

Anayasa  değişikliğinde  HSYK’nın  yargı  alanında  görevli  ve  yetkili  olduğu  dikkate  alınarak,  yargı  kökenli  üyelerin  sayısı  çoğunluğu oluşturacak şekilde belirlenmiştir. Karşılaştırmalı hukuka  uygun olan bu düzenleme, Kurulu amacına daha uygun bir yapıya  kavuşturmaktadır. Ayrıca Kurulda yargı mensubu olmayan, ancak  hukuk alanında ilgisi ve bilgisi olan kişilere de yer verilmek suretiyle  Kurulun daha sağlıklı karar almasına katkı sağlayacak bir düzenleme  getirilmiştir.75  

Değişiklik teklifinin eksik veya eleştiriye açık yönlerine gelince,  HSYK  üyelerinin  seçiminde  TBMM’ne  hiç  rol  tanınmamış  olması,  yargının demokratik meşruluğu bakımından önemli bir eksikliktir.76   

75   Aynı yönde görüş için bkz. Hakyemez, s. 69.
76  Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan 2010; Erdoğan, “Anayasa  Değişikliği Paketi Ne Getiriyor?”, Star Gazetesi, 25 Mart 2010.

Anayasa’nın  144.  maddesinde  yapılan  değişiklikle,  adalet  hizmetleri ile savcıların idari görevler yönünden denetiminin adalet  müfettişleri  ile  hâkim  ve  savcı  mesleğinden  olan  iç  denetçiler  tarafından  denetlenmesi  kabul  edilmiştir.  Savcıların  denetimini  Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri ile iç denetçilere bırakan  bu düzenlemenin savcıları Adalet Bakanlığına bağımlı hale getirdiği,  bunun  ise  hukuk  devleti  ve  kuvvetler  ayrılığı  ilkeleriyle  bağdaşmadığı  ileri  sürülmüştür.  Kanaatimizce  bu  iddia  yerinde  değildir.  Yapılan  anayasa  değişikliğiyle  hâkim  ve  savcıların  görevlerini hukuka uygun olarak yapıp yapmadıklarının denetimi ile  suç  soruşturmalarının  ya  da  disiplin  incelemelerinin  HSYK  tarafından  atanacak  ve  Kurula  bağlı  olarak  çalışacak  olan  Kurul  müfettişleri  tarafından  yapılması  öngörülmüştür.  144.  maddede  düzenlenen husus ise, yargısal işlemlerin dışında kalan ve Adalet  Bakanlığının görevleri arasında yer alan ceza ve tutukevleri, icra ve  iflas  daireleri,  noterler  veya  mahkemelerin  mali  işleri  gibi  diğer  konulardaki işlemlerinin denetiminin Adalet Bakanlığına bağlı adalet  müfettişlerince  yerine  getirilmesidir.  Adalet  Bakanlığının  yetki  alanına  giren  ve  herhangi  bir şekilde  yargısal  nitelik  taşımayan  konulara  ilişkin  denetim  görevinin  adalet  müfettişlerince  yerine getirilmesi  kuvvetler  ayrılığı  ve  hukuk  devleti  ilkelerine  aykırılık  oluşturmaz.  HSYK’nın  oluşumunda  ya  “üst  kademe  yöneticiler”  kategorisinin tümüyle kaldırılması77 ya da üst kademe yöneticileri  arasından  atama  yapılacaksa  Bakanlık  müsteşarının  üye  olmaktan  çıkarılması78 daha doğru olurdu. 

HSYK üyelerinin tekrar seçilebilmeleri, Kurul içinde “yerleşik  çıkarlar”ın  oluşmasına  zemin  hazırlayabileceğinden  sakıncalıdır.79  Gerçekten  Kurulun  işlevi  dikkate  alındığında  üyelerinin  önceden  belirlenmiş bir süre için ve bir dönem görev yapmak üzere seçilmesi  daha doğru olurdu. HSYK’da görev yapabilecek kişilerin sayısının  oldukça fazla olduğu dikkate alındığında Kurul üyeliğinin bir defa ile  sınırlandırılması bir sorun doğurmayacaktır.80  

Yine HSYK’nın meslekten çıkarma cezalarına ilişkin kararlarının  yanı  sıra  diğer  disiplin  cezalarıyla  ilgili  kararlarının  da  yargı  denetimine tâbi tutulması, yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri  arasından  seçilebilecek  üyelerin  münhasıran  hukuk  dallarından  gelmeleri daha doğru olurdu. 

Anayasa  değişikliği  teklifiyle  Kurula  bağlı  bir  Genel  Sekreterliğin  kurulması  olumlu  bir  değişiklik  olmakla  birlikte,  bu  değişikliğin anlamlı olabilmesi için, Kurulun, kendisine tahsis edilmiş  bir  bütçesinin  olması,  Kurul  üyelerine  bütçenin  hazırlanması  sırasında danışılması ve bütçenin iç tahsisatı ve idaresi konusunda  sorumlu olmalarına imkân verecek şekilde yeterli mali imkânlarla  kendi binasının olması gerekir.81  

Anayasa  değişikliğinde  parlamentoya  üye  seçme  yetkisinin  tanınmaması,  kanaatimizce,  yargının  demokratik  meşruiyeti  açısından  bir  eksikliktir.  Karşılaştırmalı  hukuka  bakıldığında  parlamentonun yüksek yargı konseylerine üye seçtiği görülmektedir. 

Ancak  parlamentonun  seçeceği  üyelerin  milletvekili  olmaması,  hukukçu kimliği ile ön plana çıkan ve politik yönü olmayan kişiler  olmalıdır.  Parlamentonun  üye  seçmesinin  demokratik  bir  ülkede  yargının  oluşumunda  demokratik  meşruiyete  katkı  sağlayacağı  unutulmamalıdır. Parlamentonun belli sayıda üye seçmesi, kurulda  toplumun farklı eğilimlerinin temsili açısından da önemlidir.

Adalet Bakanının Kurul üyesi ve başkanı olması da, eleştiriye  açıktır. Yüksek yargı konseylerinde Adalet Bakanının yer alması çok  yaygın bir uygulama değildir. Bunun nedeni, hükümette yer alan  birisinin kurulda yer almasının yargı bağımsızlığı açısından sorunlu  olması ile ilgilidir. Bununla birlikte adalet hizmetinin sunumunda en  üst  yönetici  konumundaki  Adalet  Bakanının,  bu  hizmetlerle  ilgili  olarak  sahip  olduğu  görev,  yetki  ve  sorumluluklar  göz  önünde  tutulduğunda,  Kurul  toplantılarına  katılmamak  ve  temsili  bir  konumda bulunmak şartıyla Kurul üyesi olması, yargı bağımsızlığı  açısından kabul edilebilir bir durumdur.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak dile getirilen  eleştirilerden  biri  de,  HSYK’nın  zaman  zaman  diğer  devlet  kurumlarının  etkisinde  kalarak  kararlar  verebildiği  izlenimini  uyandıran  uygulamalarının  olmasıdır.  1982  Anayasası’nın  138.  maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Hiçbir organ, makam, merci veya  kişi,  yargı  yetkisinin  kullanılmasında  mahkemelere  ve  hâkimlere  emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde  bulunamaz.”  Bu  hüküm,  HSYK’nın  yetkilerini  kullanmasını  da  kapsar. Yine de Anayasa’nın 138. maddesinin ikinci fıkrasına, madde  içeriğindeki  korumanın  açıkça  HSYK’yı  da  kapsayacak şekilde  genişletilmek üzere değiştirilmesi yerinde olacaktır.82  

77   Özbudun, “HSYK Üzerinde İdeolojik Kavga”, Star Gazetesi, 19 Nisan 2010.
78   Erdoğan, “Anayasa Değişikliği Paketi Ne Getiriyor?”, Star Gazetesi, 25 Mart 2010.
79   Erdoğan, “Anayasa Değişikliği Paketi Ne Getiriyor?”, Star Gazetesi, 25 Mart 2010.
80   Hakyemez, s. 69.
81   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 12.
82   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 13.  

A. Yargı Bağımsızlığı ve Hâkimlere Yönelik Disiplin Süreçleri  

Bağımsızlık  ve  denetim  arasındaki  sınırın  belirlenmesinin  güçlüğü,  beraberinde  denetimin  kesinlikle  gerekli  olup  olmadığı,  denetimi  kimin  yapacağı  ve  denetimin  içeriğinin  nereye  kadar uzanacağı  sorularını  gündeme  getirmektedir.  Bu  sorun  özellikle  yüksek yargı hâkimleri için ayrı bir önem taşımaktadır.83  

Hâkimlerin hesap verirliği, yargısal etiğe uygun davranış içinde  olmaları bakımından son derece önemlidir. Fakat hâkimlerin hesap  verir  olması  yargı  bağımsızlığı  ile  çatışan  bir  durumu  da  ortaya  çıkarabilir. İkisi arasındaki dengenin kurulması da oldukça güçtür.  Venedik  Komisyonu,  2007  tarihli  “Adli  Atamalar  Raporu”nda  kurulması  gereken  bu  denge  hakkında şu  tespiti  yapmaktadır:  “Yargının  kendi  içine  kapanık  bir  görüntü  vermesinin  negatif  etkilerini  kaldırmak  adına;  bir  yanda  yargı  bağımsızlığı  ve  kendi  mensuplarınca  idare  edilme  ile  diğer  yanda  yargının  hesap  verebilirliği arasında bir denge kurulmalıdır. Bu bağlamda hâkimler  hakkında disiplin işlemleri etkili şekilde yürütülmeli ve meslektaş  dayanışması bu işlemleri kapatmamalıdır.”84   

Disiplin  süreçlerinin  işleyiş  biçimleri  ve  disiplin  kurallarının  içeriği yargıcın bağımsız davranabilmesine yönelik bir tehdit haline  dönüşebilir.  Diğer  bir  deyişle,  iyi  düzenlenmiş  bir  disiplin  süreci  yargı bağımsızlığı için bir güvence olabilecekken, kötü düzenlenmiş  bir disiplin süreci tam tersine yargı bağımsızlığı için bir tehdit haline  gelebilir. Örneğin disiplin yaptırımına karar veren makamın oluşum  biçimi, tarafsızlık ve bağımsızlığı, bu makam önünde yargıcın sahip  olduğu savunma hakları, bu makamın kararlarının yargısal denetime  tabi  olup  olmaması,  disiplin  sürecindeki  alenilik,  yargıcın  keyfi  yaptırımlara  uğraması  karşısında  güvenceleri  olacaktır.  Özetle  disiplin  süreçlerindeki  usulü  güvenceler  yargıcın  bağımsızlığı  bakımından önemli bir yer tutmaktadır.85  

83   Heinrich Weber‐Grellet, “Eigenständigkeit und Demokratikleşmekse der Justiz”, DRiZ, 81 (2003), Heft  9, s. 306. 
84   Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yeniden Yapılandırılması, Ankara  2010, s. 12.
85   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.

Diğer  yandan  disiplin  yaptırımına  tabi  olan  konular  da  bağımsızlığı etkileyecek nitelikte olmamalıdır. Bağımsızlığın özünde  yargıcın  hukuku  yorumlaması  ve  vicdani  kanaatini  oluşturması sırasında özgür olması yer almaktadır. Bu nedenle disiplin yaptırımı  kararı, yargıcın dava sırasında verdiği kötü kararından çok, yargıcın  kötü davranışına ilişkin olmalıdır. Yargı bağımsızlığına yönelik en  önemli  tehlike  disiplin  yaptırımının  yargıcın  kararının  içeriğine  dayanmasıdır.  Hâkimler  üzerinde  kullanılan  her  disiplin  yetkisi,  tarafsızlığın ve gerekli özenin denetimi yanında kararların içeriğinin  ideolojik olarak denetlenmesi riskini de içerir.86 Nitekim bu husus,  1994 tarihli Hâkimlerin Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararında, “hâkimlerin  kararları  kanunen  sağlanan  temyiz  usulü  dışında  bir  gözden  geçirmeye konu olmamalı” şeklinde ifade edilmiştir. Hukuki hatalar  kanun  yolları  aşamasında  düzeltilebilir.  Bu  nedenle  hukuki  bir  hatanın  nadiren  disiplin  yargılamasına  konu  olması  gerektiği  konusunda neredeyse evrensel bir uzlaşma vardır. Ayrıca disiplin  suçları  ve  cezalarının  mümkün  olduğunca  somut  bir  biçimde  düzenlenmiş olması da bağımsızlık açısından ayrı bir güvencedir.  Yargıç neyin yapılmaması gereken bir davranış olduğunu önceden bilebilmelidir. Disiplin cezası veren kuruma geniş bir yorum alanı  bırakılması,  keyfilik yaratabilecek  ve  bağımsızlık  bakımından  bir  tehdit oluşturabilecektir.87  

Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için, denetim ve disiplin  yetkisinin  yürütmenin  yetki  alanından  çıkarılması  gereklidir.  Denetim,  idarenin  ve  bakanlık  bürokrasisinin  meselesi  olmayıp,  aksine  sadece  yargı  erkinin  yetki  alanına  giren  bir  konudur.  Denetimin yargının demokratik meşruluğu sorunuyla ilgilisi yoktur.  Tam  tersine  yalnızca  yargısal  işlemlerin  usulüne  uygun şekilde  yürütülmesini sağlamaya dönük olup, yargının iç işleyişi ile ilgili bir  süreçtir.88  

86   Nicola Behrend, “Die Rechtstellung der Richter und Staatsanwälte in Europa”, Betrifft JUZTIZ, Nr.  47‐Semtember 1996, s. 348 vd.
87   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.
88   Weber‐Grellet, s. 306.

Avrupa  Konseyi  Bakanlar  Komitesi  Tavsiye  Kararında,  “hâkimlerin  görevlerini  etkin  ve  eksiksiz  bir şekilde  yerine getirmemesi  veya  disiplin  cezasını  gerektiren  bir  suçun  varlığı  halinde,  adlî  bağımsızlığı  zedelemeyecek şekilde  tüm  gerekli  önlemler  alınmalıdır”  denildikten  sonra,  bu  tür  önlemleri  almak  üzere özel bir merciin kurulması gerektiği ifade edilmektedir. 

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığına Dair Temel Prensiplere  göre ise, bir hâkim hakkında adlî veya meslekî yeteneği konusunda  yapılan herhangi bir itham veya şikâyet, uygun bir yöntemle, süratle  ve adil bir şekilde çözümlenmeli, hâkim kendisini savunma hakkına  sahip olmalı ve inceleme hâkim tarafından aksi talep edilmedikçe  başlangıçta  gizli  tutulmalıdır.  Hâkimler  ancak  ehliyetsizlik  veya  kendilerini  görevlerini  yapmaktan  alıkoyabilecek  davranışları  sebebiyle geçici veya sürekli olarak görevden alınabilmelidir. Bütün  disiplin,  görevden  alma  ve  göreve  son  verme  işlemleri,  yargısal  faaliyetin yerleşik standartlarına göre karara bağlanmalı ve disiplin,  görevden alma ve göreve son verme kararları bağımsız bir denetime  tabi  olmalıdır.89  Disiplin  cezaları  ölçülülük  ilkesi  çerçevesinde  verilmelidir.90  

89   Bkz.  Birleşmiş  Milletler  Yargı  Bağımsızlığının  Temel İlkeleri  (Şeref  Ünal,  Anayasa  Açısından  Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı, TBMM Yayınları, Ankara 1994, s. 150).
90   Hakimlerin Statüsü Hakkında Avrupa Şartı, paragraf 5.1.

Yüksek yargı konseyi kararlarının idarî yargı denetimi dışında  tutulmasını  gerektiren  bir  neden  bulunmamaktadır.  Çünkü  kurul  üyelerinin çoğunluğu hâkimlerden oluşsa da, kurul kararları yargısal  değil,  idarî  niteliktedir.  Dolayısıyla  idarenin  bütün  işlemleri  gibi,  yargı denetimine tâbi olmaları doğaldır.

Venedik  Komisyonu’nun  2007  tarihli  “Yargısal  Atamalar”  başlıklı raporunda da, Yargı konseylerinin disiplin kararlarına karşı  bağımsız bir mahkemeye başvurma yolunun açık olması gerektiği  ifade edilmektedir.  Denetim ve disiplin konularında yürütmenin yetkili olmaması gerektiği  herkes  tarafından  kabul  edilmekle  birlikte,  disiplin  yaptırımına karar veren makamın oluşum biçimi bakımından görüş  birliğinin  bulunduğu  söylenemez.  Kanaatimizce  hâkimlerin görevleriyle ilgili yükümlülükleri ihlal edip etmediğinin denetimi ve disiplin  cezası  verme,  sadece  hâkimlerden  oluşan  bir  organa  bırakılmamalıdır. Meslektaşlar arasındaki dayanışmayı ve çatışmayı  önlemek  üzere,  disiplin  yaptırımına  karar  verecek  kurulun  bünyesinde hâkimler dışında diğer hukuk mesleklerinden kişiler de  bulunmalıdır.

1982 Anayasası’nın 144. maddesine göre, “Hâkim ve savcıların  görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler  için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını  denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip  işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup  uymadığını  araştırma  ve  gerektiğinde  haklarında  inceleme  ve  soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından  yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında  soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya  savcı eliyle de yaptırabilir.” 

Anayasa’daki bu düzenleme dikkatle incelendiğinde, hâkim ve  savcıların meslek kurallarına uymalarını sağlamak ve sorumluklarına  gidebilmek açısından iki konunun ön plana çıktığı görülmektedir.  Birincisi, hâkim ve savcılar hakkında soruşturma yapılması, disiplin  cezası uygulanması veya kovuşturulması açısından Adalet Bakanının  etkin  rolüdür. İkincisi  ise,  adalet  müfettişlerinin  hazırladıkları  raporlarla  Adalet  Bakanının  kararı  kadar  HSYK’nın  kararını  da  etkilemeleridir.91

91   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.

Bu  düzenlemenin  yargı  bağımsızlığı  ile  ilgili  uluslararası  standartlarla bağdaştığı söylenemez. Bu nedenle Anayasal ve yasal  değişikliklerin  yapılarak,  hâkim  ve  savcılar  hakkındaki  disiplin  soruşturmalarının,  Adalet  Bakanlığıʹna  bağlı  adalet  müfettişlerince  değil, doğrudan doğruya HSYKʹya bağlı müfettişlerce yürütülmesi  sağlanmalıdır. Böyle bir sistem, yargı bağımsızlığı açısından tercih  edilmesi  gereken  bir  sistemdir.  Çünkü  disiplin  işlemlerinde  nihaî  kararı verecek olan kurulun kendisi olmakla birlikte, soruşturmanın  yürütülüş şekli kurul kararlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca HSYK  bünyesinde  oluşturulacak  bir  disiplin  dairesinin,  yukarıda  belirttiğimiz şekilde, sadece hâkimlerden oluşmaması, diğer hukuk  mesleklerinden kişileri de barındırması gerekir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bütün disiplin, görevden alma ve  göreve son verme işlemleri, yargısal faaliyetin yerleşik standartlarına  göre karara bağlanmalı ve disiplin, görevden alma ve göreve son  verme kararları bağımsız bir denetime tabi olmalıdır. Buna karşılık  1982 Anayasası, HSYK kararlarına karşı yargı yolunu kapatmıştır (m.  159/4).  Yargı  yolunun  kapatılmış  olması  hukuk  devleti  ilkesiyle  bağdaşmadığı  gibi,  yargı  bağımsızlığı  açısından  da  önemli  bir  eksikliktir.  Bununla  birlikte,  ilgililerin  kararlara  karşı,  yine  yedi  kişilik aynı Kurul tarafından incelenmek üzere “yeniden inceleme”;  buradan sonuç alamazlarsa, yedek üyelerin katılımıyla oluşan oniki  kişilik İtirazları İnceleme  Kurulunda  incelenmek  üzere  “itiraz”  hakları  bulunmaktadır. İtiraz  aşamasında  katılan  yedek  üyelerin  sayısı ilk kararı verenlerden az olduğu için bu yöntem etkili bir itiraz  yolu olarak kabul edilmemektedir. 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu Kanununun 16. maddesi uyarınca Kurulda yapılan  işlemler  ve  bunlara  ilişkin  görüşmeler  gizlidir.  Hâkim  ve  savcılar  disiplin  işlemleri  bakımından,  657  sayılı  Kanuna  bağlı  devlet  memurları kadar hakka sahip değildir. Gerçekten devlet memurları,  uyarma ve kınama disiplin cezaları hariç, diğer disiplin cezalarını  karşı yargı yoluna götürebilmektedir. 

Yargı yolunun kapatılmış olması nedeniyle, özellikle meslekten  çıkarma gibi kişinin yaşamını maddi ve manevi açıdan doğrudan ve  önemli  ölçüde  etkileyecek  nitelikteki  kararlar  alınırken,  HSYK  önünde cereyan eden usulün adil yargılamaya uygun bir biçimde  gerçekleşmesi  daha  da  fazla  önem  kazanmaktadır.  Avrupa İnsan  Hakları  Mahkemesi,  bu  konuda şöyle  demektedir:  “Avrupa  Konseyi’ne üye Devletlerin birçoğunda, disiplin suçlarını yargılama  görevi,  meslek  kuruluşlarının  yargısal  yetkili  organlarına  bırakılmıştır. Sözleşme m. 6/1’in uygulanabilir olduğu hallerde bile  bu tür yetkilerin tanınması, kendiliğinden Sözleşme’yi ihlal etmez.  Ne  var  ki  böylesi  durumlarda,  Sözleşme şu  iki  sistemden  en  az  birinin  uygulanmasını  gerektirir;  ya  yargısal  yetkili  organların kendileri Sözleşme m. 6/1’in gereklerine uyum sağlarlar ya da bu  şekilde uyum sağlayamıyorlarsa, daha sonra tam yetkili ve m. 6/1’in  güvencelerini  sağlayan  yargısal  bir  organın  denetimine  tabi  olurlar.”92  

HSYK kararlarına karsı etkili bir itiraz sisteminin getirilmesi ve  yargı yolunun açılması gerekir. Ancak bu yeterli değildir. Çağdaş  hukuk sistemlerinde iddia ve karar makamları, gerek usul hükümleri  gerekse yapısal olarak birbirinden ayrılmıştır. AİHM, bir kişinin hem  iddia makamında hem de karar makamında yer almasını tarafsızlık  ilkesine  aykırı  bulmaktadır.93  Nitekim  yukarıda  verilen İtalya  örneğinde de disiplin cezası verilmesini öneren kişilerin veya onların  hiyerarşik olarak astlarının karar veren organ içinde yer almaları söz  konusu  değildir.  Bu  nedenle  denetim  sistemi,  HSYK’nın  yeniden  yapılandırılmasına paralel olarak iddia ve karar makamlarının tek  elde  birleşmesini  engelleyecek şekilde,  Kurul  bünyesinde  yeniden  yapılandırılmalıdır.

92   Albert and Le Compte/Belçika Kararı, 10.02.1983, Başvuru no: 7299/75, p. 29.
93   Piersack/Belçika Kararı, 01.10.1982, Başvuru no: 8692/79, p. 30.

Ayrıca disiplin cezası gerektiren bir davranıştan dolayı suçlanan  hâkimin usulü güvencelere sahip olması gerekir. Gerek soruşturma,  gerekse  disiplin  dairesi  önündeki  evrelerde  ceza  muhakemesi  kanunundaki kuralların uygulanacağı öngörülmelidir.

Son Anayasa değişikliği teklifinde, “Kurulun meslekten çıkarma  cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine  başvurulamaz”  denilmek  suretiyle  yalnızca  meslekten  çıkarma  cezalarına  karşı  yargı  yolu  açılmış,  diğer  kararlar  yargı  denetimi  dışında tutulmuştur. Dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak  itirazlar  ve  bunların  incelenmesi  usulü  kanuna  bırakılmıştır.  Bu  düzenleme, mevcut sistemden daha ileri bir adım olmakla birlikte,  yalnızca  meslekten  çıkarma  cezalarına  ilişkin  kararların  yargı  denetimine açılması kanaatimizce yeterli değildir. Ayrıca belirtmek  gerekir  ki,  meslekten  çıkarma  cezalarına  ilişkin  kararlar  dışındaki  diğer  kararlar  bakımından  kanunla  öngörülecek  itiraz  usulünün, 
                                                
AİHS’nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkına ve bununla ilgili  AİHM içtihatlarına uygun olması gerekir.

1982  Anayasası’nın  139.  maddesinin  ikinci  fıkrasına  göre,  meslekten  çıkarılmayı  gerektiren  bir  suçtan  dolayı  hüküm  giyen,  görevini  sağlık  bakımından  yerine  getiremeyeceği  kesin  olarak  anlaşılan veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilen  hâkim  ve  savcıların  görevlerine  son  verilebilecektir.  Meslekte  kalmalarının  uygun  olmadığına  karar  verilen  hâkim  ve  savcıların  görevlerine  son  verilebilmesi,  hâkimlik  teminatını  oldukça  zayıflatmaktadır.  Çünkü  bu  düzenleme  oldukça  muğlâk  ve  belirsizdir. Üstelik 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin 5. fıkrasına  göre,  disiplin  cezasının  uygulanmasını  gerektiren  fiil  suç  teşkil  etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu  ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde  de meslekten çıkarma cezası verilebilecektir. Oysa yargı bağımsızlığı  ve  hâkimlik  teminatı,  disiplin  suçları  ve  cezalarının  mümkün  olduğunca  somut  bir  biçimde  düzenlenmesini  gerektirir.  Hâkim  neyin  yapılmaması  gereken  bir  davranış  olduğunu  önceden  bilebilmelidir. Disiplin cezası veren kuruma geniş bir yorum alanı  bırakılması,  keyfilik  yaratabilecek  ve  bağımsızlık  bakımından  bir  tehdit oluşturabilecektir. Bu düzenleme, geleneklere uygun hareket  etmeyen  hâkim  ve  savcıların  ihracı  için  bir  yasal  boşluk  teşkil  edebilir. Bu nedenle hâkim ve savcıların “uygun olmama” nedeniyle  meslekten ihraç edilmesine ilişkin kuralların net bir şekilde ve dar  olarak  kanunla  tanımlanması  gerekir.94  Ayrıca,  disiplin  yaptırımlarının  uygulanması  her  zaman  ölçülülük  ilkesine  uygun  olmalıdır.



94   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 17. 

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 16. maddesine  göre,  “Kurulda  yapılan  işlemler  ve  bunlarla  ilgili  görüşmeler  gizlidir.” HSYK’nın disiplinle ilgili kararları ve bunların gerekçeleri,  yalnızca  ilgililere  bildirilmektedir.  Bu  kararların  üçüncü  kişiler  tarafından öğrenilmesi mümkün değildir. Disiplin cezalarına ilişkin  HSYK kararlarının gizliliği üç açıdan sorun yaratmaktadır. Birincisi, aleyhine  disiplin  cezası  verilen  kişinin  savunma  hakları  açısından  karşılaştığı sorun. İkincisi, yargı bağımsızlığı açısından beliren risk.  Üçüncüsü  ise,  toplumun  denetimini  ve  yargıya  güvenini  sağlama  bakımından ortaya çıkan sorundur. İlk olarak, ilgili hâkim veya savcı  kendisine  verilmiş  disiplin  cezasının  gerekçesini  öğrense  de  gizlilikten doğan sakınca giderilemeyecektir. İlgili hâkim veya savcı  başkalarına karşı verilmiş kararları bilmediğinden HSYK’nın vermiş  olduğu daha önceki kararları emsal göstermek gibi bir şansa sahip  olamayacaktır.  HSYK’nın  kararlarının  gizliliği  sonucu  HSYK’nın  hangi durumda ne ceza verdiği bilinemediğinden, HSYK’nın ceza  uygulanacak  fiiller  arasında  nasıl bir  kademelenme  yaptığı,  hangi  fiiller için kınama, hangi fiiller için yer değiştirme, hangi fiiller için  meslekten  çıkarma  cezasını  vereceği  belirsizdir.  Bu  durum  sadece  savunma  hakları  bakımından  bir  sakınca  değil,  yargı  bağımsızlığı  bakımından  da  büyük  bir  risk  yaratmaktadır.  Hâkim  veya  savcı,  başvurabileceği  bir  bilgi  kaynağı  olmadığından,  nasıl  bir  ithamla  karşılaşabileceğini, hangi durumda nasıl bir ceza istenebileceğini ya  da hangi fiilin ceza gerektirmeyen bir fiil olduğunu bilememekte,  öngörememektedir.  Dolayısıyla  hakkında  yürütülebilecek  bir  soruşturmanın baskısı altında hareket etmesi ihtimal dâhilindedir.  HSYK’nın gerekçeli kararlarının aleni olmaması toplum açısından da  yargıya güvensizlik yaratmaya elverişlidir. Toplum denetiminin ve  yargıya  güvenin  sağlanması  açısından şeffaflık  önemli  bir  yer  tutmaktadır.95 HSYK’nın işlemlerinin ve bunlarla ilgili görüşmelerin  gizliliğinin  öngörülmüş  olması  açıklıkla  bağdaşmamaktadır.  Kararların kamunun bilgisine sunulmasının yalnızca Kurul’a karşı  değil, aynı zamanda bir bütün olarak yargıya karşı duyulan güveni  de  artıracaktır.  Karaların  açıklığı,  Kurul’un  hesap  verebilirliği  yönünden  de  önem  taşımaktadır.  Yine  bu  bağlamda  Kurul’un  disipline ilişkin tüm kararlarına, kişisel verilerin korunması kaydıyla  ulaşılabilmesi de, yalnızca “suç ve cezada belirlilik ilkesi” yönünden  değil,  Kurul’un  açıklığı,  hesap  verebilirliği  ve  yargıya  duyulan güvenin  artırılması  bakımından  da  son  derece  önemlidir.96  Bu  nedenle  Kurulun  disiplin  kararlarının  ilgili  yerlere  dağıtılması  ve  yayımlanması  gerekir.  Bu  kararların  kamuoyuna  açılması  Adalet  Bakanlığı  Yargı  Stratejisinde  benimsenmektedir.  Bunun  gerçekleşmesi halinde şeffaflık sağlanarak toplumun yargıya güveni  artacağı  gibi,  verilen  örnek  kararlar  çerçevesinde  diğer  hâkim  ve  savcılar  hangi  eylemlere  ne  tür  cezalar  verildiğini  de  öğrenebileceklerdir.97                                                

95   İnceoğlu,  “Karşılaştırmalı  Hukuk  Yaklaşımıyla  Yargıca  Yönelik  Disiplin  Süreçlerinin  Yargı  Bağımsızlığına Etkisi”.
96   Güray  Erdönmez/Vesile  Sonay  Evik/Burak  Çelik,  “Yargı  Reformu  Stratejisi  Taslağı  Hakkında  Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Görüşü”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi  Dergisi, 2/2008, s. 131.
97   Sibel İnceoğlu,  “Adalet  Bakanlığının  Yargı  Reformu  Stratejisine  Yönelik  Gözlemler”,  Yılmaz  Aliefendioğlu’na Armağan, Yetkin Yayınları, Ankara 2009, s. 539. 


B. Terfi Sistemi  

1982 Anayasası’nın 140. maddesi, hâkim ve savcıların meslekte  ilerlemelerinin  mahkemelerin  bağımsızlığı  ve  hâkimlik  teminatı  esaslarına göre kanunla düzenleneceğini öngörmektedir.

Anayasa’nın 159. maddesi ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar  Kanununun 18. maddesi hükmüne göre hâkim ve savcıların ilerleme  ve yükselmelerinde yetkili kurum HSYK’dır.

Karşılaştırmalı  hukuka  bakıldığında  terfi  sistemi  bakımından  farklı  uygulamaların  olduğu  görülmektedir.  Kimi  ülkeler  terfi  sistemini  hiç  öngörmemiş  iken,  kimi  ülkeler  ise,  kendi  ülkelerin  koşullarını  dikkate  alarak  yargının  bağımsızlığını  ve  tarafsızlığını  zedelemeyecek bir sistem benimsemişlerdir. 

Uluslararası  belgelere  göre,  hâkimlerin  mesleki  kariyerlerine  ilişkin tüm kararlar nesnel ölçütlere dayanmalı, hâkimlerin seçimi  kariyerleri  liyakat  esasına  göre  olmalıdır.  Hâkimlikte  yükselme, “Yargı Bağımsızlığı Hakkında Temel İlkeler”e göre, özellikle yetenek,  dürüstlük ve tecrübe temelinde olmalıdır. Avrupa Konseyi Bakanlar  Komitesi  Tavsiye  Kararına  göre  ise  nitelik, dürüstlük,  yetenek,  etkililik  temelinde  nesnel  esaslara  dayanmalıdır.  Tecrübe  her  ne  kadar yükselme için bir ön koşul olsa da, modern dünyada bu artık  tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Avrupa Yargıçları İstişare Konseyinin  de  belirttiği  gibi,  yükselmede  hâkimlerin  dürüstlük,  etkinlik,  yetenek  ve  niteliklerine  dayalı  ölçütler  açıkça  ortaya  koyulmalı, ilan edilmeli ve uygulanmalıdır.98  

98   Bkz. İnceoğlu, “Adalet Bakanlığının Yargı Reformu Stratejisine Yönelik Gözlemler”, s. 539‐540.

Ülkemizde  2802  sayılı  Kanun  ile  hâkim  ve  savcıların  performansını değerlendirmeye ilişkin ölçütler belirlenmek suretiyle  yükselmeyi  kabul  eden  sistem  benimsenmiştir.  HSYK  tarafından  saptanan İlke Kararları ile yükselmeye ilişkin esaslar düzenlenmekte  ve Resmî Gazete’de yayınlanmaktadır.

Mevcut sistemde adli yargı hâkim ve savcıları, iki yılda bir terfi  incelemesine girmektedirler. Terfi sistemi esas itibariyle çıkarılan iş  sayısı/oranı,  Yargıtay’dan  geçen  iş  sayısı  (en az  40  iş  geçmelidir),  Yargıtay’dan alınan not ve müfettişlerce düzenlenen hâl kâğıtlarında  verilen  notlara  dayanmakta  ve  bu  kriterlerin  tamamı  birlikte  değerlendirilerek  hâkim  ve  savcının  terfisi  yapılmaktadır.  Bu  kriterler, hâkimlerin iş verimliliğini ve kararda isabet ve doğru kararı  verme yönünü geliştirme bakımından etkili olsa da, birçok bakımdan  sakıncalıdır. Mesleğe 3, 4 ve 5. bölgelerde başlayan genç hâkimler,  dosya  sayısının  azlığı  nedeniyle  sadece  40  işi  Yargıtay’dan  geçiremedikleri  için  nitelikli  terfi  alamamaktadırlar.  Keza  bu  uygulama  Yargıtay’ın  iş  yükünü  fazlasıyla  artırmaktadır.  Adalet  müfettişlerince  yapılan  denetim  de  problemlidir.  Kimi  zaman  müfettişler, hâkim ve savcıların yaptığı işlerden ziyade özel hayatı,  siyasi görüşü, etnik kökeni, mezhebi ve sosyal hayatı denetim konusu  olabilmektedir. Müfettişlerce düzenlenen hâl kâğıtlarının içeriğinin  bilgi  edinme  hakkı  yoluyla  öğrenebilme  imkânının  doğmasıyla  birlikte, teftişlerde kısmi bir rahatlama yaşansa da, teftiş sisteminin  sakıncaları varlığını sürdürmektedir. 

Müfettişin her bir hâkim ve savcı için “Hal Kâğıdı” adı verilen  bir  formu  doldurması  gerekmektedir.  1988  tarihli  Teftiş  Kurulu  hakkındaki tüzük gereğince formda yer alan bazı kriterler, bağımsız  bir  hâkimin  statüsüyle  hemen  hemen  hiç  bağdaşmamaktadır.  Bağımsız  bir  hâkimin  statüsü  ile  bağdaşmayan  uygunsuz  değerlendirme kriterlerinin (“görünüş ve giyim”, “kötü alışkanlığı olmama”, “kendisi ve ailesinin çevredeki intibalarıgibi) kaldırılması  gerekir. 

Teftiş  Kurulu  hakkındaki  tüzüğün  4.  maddesine  göre  müfettişler, denetim ve soruşturmaları Bakan adına yaparlar. Düzenli  denetimlerin amacı hâkim ve savcıların görevlerini mevcut kanunlar,  tüzükler  ve  (idarî)  genelgeler  çerçevesinde  yapıp  yapmadıklarını  ortaya koymaktır. Bu denetimlerin sonuçları terfi sürecinde önemli  rol oynamaktadırlar. Müfettişler hâkimler ve savcılar hakkında özel  formları  doldurarak  değerlendirme  raporları  yazmaktadır.  Müfettişler,  formu  hâkimlerin  “kişisel  ve  sosyal  özellikler”ini  ve  “mesleki  bilgi  ve  çalışma”sını  gözeterek  doldurmaktadırlar.  Oysa  Avrupa  Konseyi  Bakanlar  Komitesi’nin  1994  tarihli  “Yargıçların  Bağımsızlığı,  Etkinliği  ve  Rolüne İlişkin  Tavsiye  Kararında,  “Hâkimler;  vicdanlarına,  maddî  vakıayı  yorumlamalarına  ve  kanunun açık hükümlerine göre, davalar hakkında tarafsız biçimde  karar verme bakımından, sınırsız bir özgürlüğe sahip olmalıdırlar.  Hâkimler,  davalarının  esası  hakkında,  yargı  dışında  hiç  kimseye  rapor vermek zorunda bırakılmamalıdırlar” denilmektedir. Tavsiye  kararına aykırı olması nedeniyle, müfettişlerin “kanunlar, tüzükler,  yönetmelikler  ve  genelgeler  uyarınca  görev  performansını değerlendirme”  yetkilerinin  kaldırılması  yerine  olacaktır.  Teftiş  Kurulunun  faaliyetlerinin  kapsamı,  mahkemelerin  ve  savcılıkların  idari ve mali yönetiminin teftişi ile kesin bir şekilde sınırlanmalıdır.99  

99   Giegerich, Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Yönetimi Hakkında Rapor, s. 13.

Yargı  çevrelerinde  uzun  süreden  beri  “not  oranı  ve  kanun  yolundan  geçen  iş  sayısı”  ölçütlerine  yönelik  bazı  eleştiriler  bulunmaktadır. Yapılan bu eleştiriler özellikle;  

• İdari bir işlem olan terfi için getirilen not sistemiyle, yüksek  mahkemelerin  alt  derece  mahkemelerinin  kararlarını  inceleyen  yargısal  merci  olma  yanında,  hâkim  ve  savcılar  üzerinde idari otorite olarak nitelendirilebilecek bir konuma  taşındığı,

• Terfi  açısından  notların  büyük  önem  taşıması  nedeniyle,  hâkimlerin  karar  verme  sırasında  yüksek  mahkeme  içtihatlarına  uyma  zorunluluğu  hissettikleri,  bu  durumun  içtihat gelişimini olumsuz yönde etkilediği,

• Yargı mensuplarının terfi edebilmesi için not tanzim edilen  belli sayıda dosya şartının bulunmasının, özellikle is sayısı az  olan yerlerde sıkıntı oluşturduğu, şeklindedir.100  

Adalet Bakanlığı, Yargı Reformu Stratejisi belgesinde, not verme  uygulaması  ile  ilgili  yukarıda  belirtilen  eleştirileri  dikkate  alarak,  istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte terfi sisteminin  tekrar gözden geçirileceğini ifade etmektedir. Yapılacak düzenleme  ile terfi sistemi, hâkim ve savcının çalışması, etik kurallara bağlılığı,  kanun  yolundan  geçen  veya  geçmeyen  tüm  kararların  dikkate  alındığı performans esaslı olacak şekilde planlanacaktır.101

100  Bkz. Adalet Bakanlığı, Yargı Reformu Stratejisi, Ankara 2009, s. 8.
101  Adalet Bakanlığı, Yargı Reformu Stratejisi, Ankara 2009, s. 9.

Demokrasi  ve  Özgürlük İçin  Yargıçlar  ve  Savcılar  Birliği  tarafından hazırlanan, “2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu İle  Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Önerisi”nde,  2802  sayılı  Kanunun  21.  maddesinin  (c)  bendinde  değişiklik  öngörülmekte ve performansa dayalı ölçme ve değerlendirme sistemi  getirilmektedir.  Önerinin  gerekçesi  ise,  Yargıtay  ve  Danıştay’dan  belirli sayıda iş geçirmeye dayalı sistemin hâkim ve savcıları gereksiz  temyiz  yolunu  kullanmaya  sevk  etmesi  dolayısıyla  yüksek  mahkemelerin iş yükünün artması, yargılama süresinin uzaması ve  işlerin  yavaşlamasına  neden  olmasıdır.  Bu  sakıncaları  ortadan  kaldırmak amacıyla, “Kanun yolu incelemesinden geçen iş sayısı”  ibaresi  yerine  “kararlarındaki  isabet  oranı”  ibaresi  getirilmekte,  böylelikle  hâkimin  sadece  yüksek  mahkemelerden  geçen  kararları  değil,  taraflarca  hukuka  uygun  ve  adil  bulunarak  istinaf  yoluna  gidilmeyen  veya  temyiz  edilmeyen  kararları  da  değerlendirmeye  alınmaktadır.  Ayrıca,  yargının  bağımsızlığı  ilkesini  zedelediği,  hâkimlerin not korkusuyla “direnme” kararı verememeleri sonucunu  doğurduğu gerekçesiyle, Yargıtay ve Danıştay daireleri tarafından kanun  yolu  incelemesi  üzerine  hâkim  ve  savcılara  “not  verme”  sistemi terk edilmektedir.102  

102 Bkz. Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği tarafından hazırlanan “2802 Sayılı  Hâkimler ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Önerisi”, 

Söz  konusu  kanun  önerisiyle  2802  sayılı  Kanunun  24.  maddesindeki,  “Adalet  müfettişleri,  denetimleri  sırasında  inceledikleri belgelere ve gözlemlerine dayanarak hâkim ve savcılar  hakkında  düzenleyecekleri  hal  kâğıtlarını  ilgilinin  gizli  sicil  dosyasına konulmak üzere Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderirler.”  hükmünün  bütünüyle  yürürlükten  kaldırılması  önerilmektedir.  Mülga  gerekçesi şöyledir:  “Günümüzde  kamuda  amir‐memur  ilişkisinin geçerli olduğu hiyerarşik yapılanmada geçerli olan sicil,  rapor ve hâl kâğıdı düzenleme uygulaması gibi sübjektif nitelikteki  ölçme ve değerlendirme sisteminin terk edilerek kişinin yaptığı işi  ölçmeye  dayalı  performans  sistemine  geçildiği  bir  ortamda;  aralarında hiyerarşik bir ilişki bulunmayan adalet müfettişi ile hâkim  ve savcılar arasında hâl kâğıdı uygulamasının sürdürülmesi mesleğin  niteliğine ve çağın gereklerine uygun düşmemektedir. Bu nedenle  performansı ölçen objektif ölçütlere ağırlık verilmekte ve müfettişten  müfettişe değişebilecek sübjektif değer yargılarını içeren hâl kâğıdı  uygulamasından vazgeçilmektedir.”

Keza  öneriyle  2802  sayılı  Kanunun  28.  maddesi  yürürlükten  kaldırılmakta ve böylece Yargıtay, Danıştay ile bölge adliye ve bölge  idare mahkemelerinin alt derece mahkeme hâkimlerine not vermesi  uygulamasına son verilmektedir. Üst derece mahkemeleri tarafından  alt derece mahkeme hâkimlerine not verilmesi uygulamasının; 

• Yargıya duyulan güveni sarstığı, hâkimi adaleti tesis dışında  endişelere sevk ettiği,
• Direnme  kararı  vermeleri  durumunda  dosyaya  bakan  dairenin  bir  başka  dosyada  “Orta  not”  verilir  endişesiyle  hâkimlerin  “Direnme  kararı”  veremedikleri,  bu  nedenle  yargı bağımsızlığına aykırı olduğu,  
• Hukukun  gelişimini  ve  bilimsel  içtihadın  ortaya  çıkışını  önlediği,  yargıçların  yasayı  yorumlama  konusundaki  anayasal yetkilerini bertaraf ettiği,
• İdari bir işlem olan terfi için getirilen not sistemiyle, yüksek  mahkemelerin  alt  derece  mahkemelerinin  kararlarını  inceleyen  yargısal  merci  olma  yanında,  hâkim  ve  savcılar  üzerinde idari otorite olarak nitelendirilebilecek bir konuma  taşındığı,  bunun  da  Anayasaya  aykırı  olduğu  eleştirileri  yapılmıştır.

Bu nedenlerle ve performansa dayalı ölçme ve değerlendirme  sisteminin  getirilmiş  olması  nedeniyle  getirildiğinden  üst  derece  mahkemeleri  tarafından  alt  derece  mahkeme  hâkimlerine  not  verilmesi uygulaması yürürlükten kaldırılmıştır.103  

Kanaatimizce terfi sistemi ile ilgili bu öneriler, mevcut sistemin  eleştirilen  yönlerini  büyük  ölçüde  düzelten  ve  bu  nedenle  de  üzerinde düşünülmesi ve çalışılması gereken önerilerdir. Belirtmek  gerekir ki, yeni terfi sistemi, hâkimlerin umuda kapılmadan ve endişe  duymaksızın görev yapmalarını sağlayacak bir sistem olmalıdır.

103 Bkz. Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği tarafından hazırlanan “2802 Sayılı  Hâkimler ve Savcılar Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Önerisi”,

SONUÇ  

Özgürlükçü,  çoğulcu,  çağdaş  demokrasinin  olmazsa  olmaz  koşulu  olan  hukuk  devleti;  hukukun  üstünlüğünün  yaşama  geçirildiği,  yönetimde  keyfiliğin  önlendiği,  devletin  hukuka  bağlı  olduğu, yargının bağımsız niteliğiyle siyasal baskı ve karışmalardan  etkilenmeden çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı,  hak  ve  özgürlüklerin  güvenceye  alındığı,  bireylere  hukuk  güvenliğinin sağlandığı bir sistemi ifade eder. 

Yargı bağımsızlığı, demokrasilerde korunması gereken temel bir  değerdir.  Ancak  bu  bağımsızlığı,  sadece  kurum  olarak  yargının,  yasama ve yürütme organları karşısında bağımsızlığı olarak değil,  aynı zamanda birey olarak her hâkimin, sadece bu siyasi organlardan değil,  yargının  kendi  içinden  veya  toplumun  diğer  çevrelerinden  gelebilecek baskılara karşı da bağımsız olması anlamında anlamak  gerekir.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması bakımından  bir reformun yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Kuşkusuz böyle  bir  reformun  ilk  aşamasını,  1982  Anayasasının  yargı  ile  ilgili  hükümlerinin gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi teşkil edecektir.  Yapılacak  anayasa değişikliklerinde  hedef,  hukuk  devletini  bütün  gerekleriyle  birlikte  hayata  geçirmek  olmalıdır. Yargı  ile  ilgili  sorunların çözümünde anayasa reformu tek başına yeterli değildir.  Anayasa reformunun ardından vakit kaybetmeksizin gerekli yasal  değişikliklerin  yapılması  ve  bu değişikliklerin  uygulamaya  geçirilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerekir. 

Her  ne  kadar Avrupa  Birliği’ne  ve  Avrupa  Konseyi’ne  üye  devletler,  yargının  bağımsızlığını  ve  tarafsızlığını güvence  altına  alırken kendi yasal ve adli geleneklerini, sosyo‐ekonomik koşullarını  dikkate alarak farklı uygulamalar benimsemiş olsalar da, tek doğru  bir  çözüm  olmasa  da,  bazı  ortak  standartların  ortaya  çıkarılması  mümkündür.  Dolayısıyla  yargı  reformu  yapılırken  uluslararası  belgelerde  yer alan prensiplerin dikkate alınmasında büyük yarar  bulunmaktadır. Demokratik bir yargı sisteminin kurulabilmesi için,  yargı  bağımsızlığının  güvence  altına  alınabilmesi  ve  savcılık  faaliyetlerinin  etkinliğinin  sağlanabilmesi  için,  hiyerarşiden  arındırılmış ve kendi idaresini sağlayan bir yargı için bu prensiplere  uygun bir hukuk düzeninin oluşturulması gerekir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar