Dünyayı Yöneten Gizli Güçler


Yukarıda gördüğünüz bu kitap, ‘Dünyayı Yönetmekte Olan Gizli Güçler ve Örgütler’ dizisinin ilk kitabıdır. Bu konudaki bazı ön bilgileri ‘Gizli Örgütler, 11 Eylül ve Büyük Ortadoğu Projesi’ isimli kitapta vermiştik. Bu kitabın hedefi ise sorularla ve yanıtlarla, resimlerle okunabilirliği arttırarak Gizli Örgütlerin temel yöntemleri, birbirleriyle ilişkileri hakkında bir ön fikir vermek, önemli olanların isimlerini zikretmektir. Bu dizinin devamında bahsedilen pek çok Gizli Örgüt sistemi, Mısırlılardan, günümüze kadar detaylı, sistematik ve anlaşılabilir bir biçimde işlenecektir. Bu serinin devamında, Mısır ve Mezapotamya uygarlıklarının, Hristiyan uygarlığının, Roma-Germen-Anglo Sakson Uygarlığının, Hint-Çin-Japon ve Uzakdoğu uygarlıklarının, Müslüman uygarlığın kurmuş oldukları Gizli Teşkilat, Tarikatlar, Gizli Cemaatler ve yapılar yabancı kaynaklar da elden geçirilerek, sistematik incelenecektir. Daha sonraki kitaplarda Türk ve Anadolu uygarlıklarının Gizli Cemiyetleri,  onu takip ederek de Masonların Gizli Cemiyetleri sistematik olarak ele alınacaktır. Türkçe’de 2002’den sonra bu konulardaki kitaplarda bir patlama olmuştur, fakat ne yazık ki, bu kitapların büyük çoğunluğu dezinformasyon doludur. Çalıntı bilgilerle ve internetten indirilen yanlış bilgilerle dolu kitaplar çoktur. 

 Neden Gizli Örgütler? Çünkü dünyayı onlar yönetmekte, bizim kaderimize, geleceğimize onlar hükmetmektedirler. 12 Eylül 1980 NATO-Askeri darbesinden beri temel mesleğim olan tıp, nörobilim ve farmakolojinin yanısıra sosyal yapıların ve toplumların neden böylesine kolay sosyal mühendislik yöntemleriyle, psikolojik savaş yöntemleriyle yönetilebilir olduğunu araştırmaya başladım. Zihin Kontrolü, Beyin Yıkama ve Psikolojik Savaş konularına da Gizli Örgütleri, Küresel Eliti ve Emperyalizmi araştırırken girdim. 1980 öncesi tahminlerimiz doğru çıkmıştı, NATO’nun gizli orduları ve Batının Derin Devletleri, Türkiye’de FM-31-15 Amerikan-NATO talimnamesi doğrultusunda hem sağ, hem radikal şeriatçı, hem de pek çok sol örgütü kurmuş, desteklemiş, bunlara silah sağlamışlardı. Bir ayaklanma olmadığı halde, Henry Kissenger’in (Galula takma ismiyle), CFR talimatıyla kaleme aldığı rivayet edilen  ‘Ayaklanmaları Bastırma Talimnamesi’ gereğince, bir sosyal müsamere oynanmıştı.  Komünistçilik oynayanlarla, Milliyetçilik oynayanlar birbirleriyle ölümüne çarpıştırılmış ve ABD-NATO destekli ‘Our Boys’ darbesinin alt yapısı hazırlanmıştı. 1.5-2 milyona yakın kişi hakkında takibat yapan, CIA-12 Eylül Cuntacıları, yaklaşık 50-100 bin civarında kişiyi – CIA’in ‘School of America’sında’ öğrenilen yöntemleriyle-, CIA-KUBARK talimnamesi uygulanarak  işkenceden geçirdi. 200-300 bine yakın kişi  yıllarca hapis yattı, bunların bir kısmı ne suç işlemiş olduğunu bile uzun süre öğrenemedi. Binlerce kişi Üniversiteden, kamu görevinden atıldı. 1960 Anayasası’nın getirmiş olduğu sosyal eşitlikçi, Ulus Devleti savunan, özgürlükçü Anayasa bir şekilde yok edilmeli, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Türkçülük, Ulusalcıklık, Vatanseverlik, Ulus-Devlet, Tam Bağımsızlık, Anti-Emperyalizm gibi kavramlar bu ulus Devletin özünden kazınmalıydı! Bu konudaki ilk adımı malum kişi ve arkadaşları, üstelik de Atatürkçülük adına, attılar. Yeşil Kuşak Teorisinin bir ön aşaması olarak Ilımlı İslamın temelleri, Anglo Sakson istihbaratının engin tecrübesinin kontrolü ve şefkatli kolları (!) altında o dönemlerde atıldı. Aslında Masonik Gizli Örgütlerin ve Anglo Sakson Derin Devletlerinin  Türkiye’ye girmesi ve Türkiye’yi işgali 1945’ten sonra başlamış, Türkiye’nin yönetimi hiç bir zaman Türklere bırakılmamıştı, çünkü Türkiye zengin petrol okyanuslarının  ve maden yataklarının üzerinde, Ortadoğu’da çok büyük stratejik öneme sahip bir ülkeydi. Asya’yı, Akdenizi ve Ortadoğu’yu kontrol etmek isteyen önce Türkiye’yi kontrol etmeliydi. ‘Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkeydi!’ Ancak işlerine gelirse, Türkiye’yi,  devletin parasıyla parti adına propaganda yapanların dağıttığı yardımlarla (kömür, altın, yiyecek paketi, alışveriş kuponu vb.) satın alınabilen, bilinçli olarak yoksullaştırılmış cahil bir grubun oylarına bırakmak mümkün olabilirdi. Ama sosyal parametreleri kontrol edebileceklerse, bunun adına da DEMOKRASİ diyorlardı. Son altın vuruş kararları 2007-İstanbul Bilderberg toplantısında alındı. Türkiye’yi korumak ve kollamakla görevli kurumlar ise üç maymunu oynuyordu. ‘Dükkan kapanmış! Kepenkler inmişti!’  22 Temmuz ve 28 Ağustos, tarihe birinci Kemalist Cumhuriyetin bitip, 2. Yeni Osmanlıcı Cumhuriyetin başlangıç tarihleri olarak geçecekti. Cumhuriyet mitingleri ise bir serap ve bir hayalden ibaretti, herkes kendine verilen rolünü yapmıştı. Bazı partiler de ip atlayıp, seksek oynadılar. Tüm tablo Breugel’in ‘Çocuk Oyunları’ tablosundaki kadar sürreeldi! 2007’de Türkiye Cumhuriyetinin tam tasfiye süreci başlayacaktı. Artık ‘Ordular ilk hedefimiz SEVR’di.’ 

 Türkiye’yi bekleyen tehlikeler konusunda pek çok yerde konuşma, TV programı yaptım, bu konuda kitaplar yazdım. Küresel Sermaye’nin planlarına karşı, diğer Kemalist aydınlar gibi herkesi uyarmaya çalıştım. Ama borsanın düşmesi veya yükselmesi herşeyden önemliydi, bizler ise bir avuç ‘Sevr Paranoyaklarıydık’ ; paranoyamız tutunca ‘Sevr, Sevr’ diye hıçkırırdık! ! Mütareke medyası ve şeriatçı medya sürekli bizlere saldırdı! Sanki, Türklüğü ve vatanımızı savunmak suç haline getirilmişti, kendi ülkemizde azınlık olmuştuk!  

2002’de  Türkiye’ye dönüp, Ulusalcı, Atatürkçü, Vatansever, anti-emperyalist çizgide mücadele vermeye başladıktan sonra bazı odaklarca hayatım zehir edilmeye çalışıldı. Bu konularda, gizli örgütleri deşifre eden çalışmalar yapmak tehlikeliydi. Masonlar, TV programlarımdan ve kitaplarımdan çok rahatsızlardı. Türlü tehditler, uyarılar, entrikalarla beni yıldırmaya çalıştılar. Akademik ortamdan uzaklaştırılmam için bir sürü kirli tezgah düzenlendi. Mücadeleyi halen sürdürüyorum, almakta olduğum ölüm tehditlerine rağmen sürdürüyorum. Ömrüm yeterse de üzerinde çalışmakta olduğum sistemi yazıp bitirmeyi düşünüyorum. Gizli Örgütler serisi bu sistemin önemli bir parçasıdır, çünkü dünyada işlerin, geri ve gizli planda nasıl sürmekte olduğunu bilmek için bu konulara girmek, Gizli Örgütleri öğrenmek kaçınılmazdır. Masonik Gizli Örgütler ve Gizli Cemiyetlerin çalışma sistemleri anlaşılmadan da onlarla mücadele edilemez.  

21. yüzyıl yeni sosyal sistemlerin kaleme alınacağı, Wahshi Kapitalizme karşı yeni seçeneklerin deneneceği bir yüzyıl olacaktır. 6.5 milyar insan sadece 50 bin Küresel Elit’e, 50 milyon da yöneticiye hizmet etmektedir. Bu Firavunlar Devrinin ne bir demokrasi, ne hukuk sistemi, ne de insancıl bir sistem olduğu söylenebilir. Bu sistemin ortadan kaldırılması için evrensel bazı yeni alternatifler mutlaka tanımlanacaktır. Bu atılımlara Güney Amerika’da, Putin Rusya’sında, Uzak Doğu’da şahit olmaktayız. Tek kutuplu emperyalist dünya, diyalektik bir gerçeklik olarak, Shanghai Örgütü gibi yeni örgütlerin doğmasına neden olmaktadır. Yirmibirinci yüzyılda ya Ulus-Devletler çökecek, ya da milliyetçilik ve Ulus Devlet kavramları güçlenecektir. 

 Ben çalışmalarımı öncelikle Türkiye ve Türkler için yapıyorum. Benim üzerinde çalıştığım sistem Türkler içindir! ‘Halkların Kardeşliği’, ‘Evrensel Demokrasi’, ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’  gibi söylemlerin emperyalistler tarafından Ulus Devletin ve Milliyetçiliğin tasfiye edilmesi için kötüye kullanıldığını düşünüyorum. Türkler’in bu Coğrafya’da en az bir 500 yıl tam bağımsız bir biçimde yaşaması temel hedefimiz olmalıdır. 2. Cumhuriyetlere, 3. Cumhuriyetlere geçilir; sonra bir de bakmışsınız ki, yeni bir Kaostan, Dünya Savaşından veya İSTİKLAL Savaşından sonra Atatürk Cumhuriyeti yeniden kurulmuş! Tam bağımsız, özgürlükçü, anti-emperyalist bir Türkiye için de başka bir  alternatif de yoktur, çünkü bu Atatürk Cumhuriyeti, Türklerin bağımsızlaştırılması için, emperyalizme karşı kurulmuştur ve hiç bir millet köle olarak yaşamak istemez! Kölelikten, er ya da geç uyanır ve kurtulur! 

Bahsedilen kitap dizisinin çeşitli farklı konuları olacaktır. Bazı yazarların okunması zor, dev külliyatlı ve sistematik bilgi içermeyen, karışık kitaplarının aksine ben mümkün olduğunca sistematik, kolay anlaşılır, kolay okunur kitaplar yazmaya çalışıyorum. Önce bir konuyu kendim anlamadan ve şematize etmeden yazmamaya gayret gösteriyorum. Kitaplarımda kullandığım resimler algı psikolojisi ve öğrenme konusunda edindiğim bilgiler ve tecrübeler sonucu okunmayı kolaylaştırmaktadır. İnsan algısının % 75-80’i görsel algıdır. Bir kitapta okunan binlerce satırdan akılda sadece üç cümle kalır, ama bilgiyle eşleştirilmiş 100 resimden en az 50’si akılda kalır. Bu nedenle görsel materyeli kitaplarımda geliştirmek temel hedefim olacaktır.  

Mutlaka masonlar bu kitaba da çok kızacaklar ve bana türlü şekillerde saldırmak, yaşantımı zorlaştırmak isteyeceklerdir. Benim Masonlarla bir sorunum yoktur! Ama tüm Türk Masonlarını bazı gerçekleri anlamaya davet ederim. Bu kitapta anlatılmaya çalışılan tezler arasında Masonlarla ilgili şu bilgi önemlidir:  
‘Masonluk ve onun geçmişindeki cemiyetler 11. yüzyıl ile 19. yüzyılın ortalarına kadar insanlık için çok olumlu işler başarmış, aydınlanma çağını başlatmış, Fransız İhtilalinin ve Amerikan Devriminin gelişmesinde çok olumlu görevler üstlenmiş, tarihi bir misyonu yerine getirmişlerdir. Masonluğun doğuşunda Anadolu’daki Ahilik, Bektaşilik ve Mevleviliğin de önemli etkileri olmuştur. Fakat 1830’lardan başlayarak ve 1850’den sonra şiddetlenerek Masonik örgütler ve Masonlar SİYONİZMİN kontrolüne girmişlerdir. Siyonizmin ne olduğunu ise bu kitapta bulacaksınız. Bugün Türkiye’deki hiç bir Mason sanmasın ki, Siyonizmin Deli Gömleği kendilerine hayatlarının hiç bir döneminde giydirilmeyecek ve etkisini hayatlarında görmeyecekler. Siyonizm ve Yahudi gizemciliği, Yahudi Emperyalizmi tüm ülkelerde MASONLUĞU bir Truva Atı gibi kullanmaktadır.’    
Bu kitapda Masonlara veya Yahudilere saldırıldığı imajı alınabilir. Halbuki bizim ne Masonlarla ne de, Yahudilerle ilgili bir sorunumuz  yoktur. Bizim sorunumuz Türkiye’yi kontrol altına almak, sonra da farklı hedefler veya Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında parçalamayı amaçlayan Emperyalist Siyonizm’ledir; herkesin dini inanışlarına veya dinine saygımız sonsuzdur. Kimse ülkesinin parçalanmasını istemez ve ses çıkarmamazlık yapamaz. Ama ne yazık ki, Türkiye’ye ölü toprağı atılmış gibidir, Türk halkı bu yüzyılda, Küresel Postmodern Delilikten payını alıp, adeta bir Sosyal-Şizofreni, bir Stockholm Sendromu1 yaşamaktadır.  

 Bu konudaki çalışmalarım tüm saldırılara rağmen sürecektir. Atatürk milliyetçiliğini, vatanımızı, Laik Cumhuriyeti, Hukuk Devletini savunma konusunda milyonlarca sessiz insanın olduğuna ve sayımızın gün geçerek katlanarak, artacağına inanıyorum. Ama şu gerçeği her zaman göz önüne almalıyız. 1919-1923 arasında da tüm Dünya’ya karşı savaşıyorduk, halen tüm Dünya’ya karşı savaşıyoruz. İstiklal Savaşı aslında hiç bir zaman bitmedi, Karşı-Devrim sürecine dönüştü. Bu günler de geçecektir, Neoconlar da gidecektir ve Büyük Ortadoğu Projesi de bitecektir. Siyonizme hizmet eden, Amerikalı olsun, Yahudi olsun, Mason olsun, Türk olsun, hiçbirisinin bu konuda başarılı olması imkansızdır. Biz,  Ön-Türkleri de katarsanız, 10 000 yıldır bu topraklarda varız ve varolmayı sürdüreceğiz. Ama önce kiminle savaştığımızı bilmemiz gerekir. Bu kitap ve devamında yazılacak olan dizi size bunu anlatacaktır.  

Ne Mutlu, Türküm Diyene ve Türk Ulus Milletine!  

Doç. Dr. Ümit Sayın 
Eylül 2007  

Kızıltoprak- İstanbul 
umitsayin@gmail.com, 
usayin1@yahoo.com 
                                                 

1 Stockholm Sendromu: Kurbanın, kendisini kaçıran veya kendisine kötülük, işkence eden kişiye karşı bağlılık ve duygusal çekicilik duyması, ondan şikayetçi olmaması. Bu olay tesadüfen 1970’li yıllarda, Stockholm’de bir banka soygununda bankada rehine olarak kalan görevlilerin beklenmedik davranışları sonucunda tanımlanmıştır. Ünlü Medya Patronu Patricia Hearts de aynı şekilde kendini kaçırıp, bir terörist haline getirenlere karşı tavrı mahkemede onları savunmak olmuştur. Kaçırma, işkence, zarar verme, rehin alma, tecavüz etme gibi durumlarda bazen kurban, saldırgana duygusal olarak aşırı düzeyde bağlanmakta, onun yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Bu üzerinde çalışılması gereken ciddi bir sosyal fenomendir. Türk halkının da Ulus Devlet bilinci, 21. yüzyılda adeta rehin alınmıştır; Türk halkı ağır bir Stockholm Sendromu geçirmektedir. Bunun bir başka çeşidine deneysel psikoloji literatüründe ‘Öğrenilmiş Çaresizlik’ (Learned Helplessness) de denilmektedir.  

Teşekkür 

Bu kitabın yazılması sırasında bana destek veren Av. Suat Parlar’a,  fotoğraf çekimi konusunda desteklerinden dolayı Birol Yılmazlar’a, Robert Gaylon Ross’a, Texe Marrs’a, Tony Gosling’e, James Tucker’a, Daniel Estulin’e;  makalelerinden bazılarını kullandığım için Neval Kavcar’a, bu konuda bilgisine başvurduğum bazı yazar dostlarıma ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bazı değerli subaylarına teşekkür ederim. Bu konudaki bilgileri medyaya sunmama destek olan, Flash TV’ye, Avrasya TV’ye (ART), Habertürk TV kanalına, Ulusal Kanala, Meltem ve Mesaj Kanallarına teşekkür ederim. 

Doç. Dr. Ümit Sayın 
Eylül 2007


Bu kitabı daha önceden okumuştum ve şimdi de blogumda paylaşabilirim ve hatta kitabı konu konu ayırarak resim ve fotoğraflarıyla günümüz olayları çerçevesinde yorumlayarak bilgiyi paylaşma görevimi yerine getirebilirim. 

Şunu da söylemek isterim ki ne olursa olsun nasıl paylaşım yapılırsa yapılsın bir kitaptan okumak gibi zevk alamayacaksınız. 

qooxtar

Yorum Gönder

0 Yorumlar