Devlet Nedir? (Realist bir tarif denemesi)


DEVLET NEDİR?
(Realist bir tarif denemesi)

Ordinaryüs Profesör Dr. Ali Fuat BAŞGİL

Devlet kelimesi hukukun çeşitli mânada kullanılan ve bu sebeple zihinlerde bir hayli karışıklık doğuran çetrefil ıstılahlarından biridir. Dikkat edilirse, Devlet bahsindeki bitmez ve tükenmez münakaşaların bir çoğunun menşei de kelimenin bu çetrefilliğidir. Devlet deyince herkes bundan aynı şeyi anlamıyor. Bazıları bu kelimeden sırf kuvvet ve iktidar kaydediyor ve Devletle hükümet ve iktidar mefhumlarını birbirine karıştırıyor. Ondördüncü Lui'ye İsnad olunan şu meşhur L'Etat, c'est moi sözü bu anlayışın bir şaheseridir. Bazı hükümet adamları bugün bile bu iki mefhumu birbirine karıştırmakta, biterek veya bilmeyerek. Devleti hükümet ve İktidardan ibaret görmektedir. Yine bazıları Devletten her çeşit kudret ve fazilet kaynağı, sihirli bir organizma; bazıları heyulâi bir varlık ve bir hükmi şahıs; bazıları da Devleti, Devletten daha müphem ve daha çok tarife muhtaç diğer bir fikir, müessese fikriyle tarif ediyor. Nihayet bazıları da Devletten sadece siyasi bir surette teşkilatlanmış millet anlıyor. Bu anlayış farkları da gösteriyor ki. Devlet basit bir mefhum değildir; bilakis, çok girift ve çeşitli fikir unsurundan mürekkeptir. Ve tarih boyunca mana ve medlulü değişmiştir. Başka dillerde olduğu gibi, bizde de Devlet kelimesi devirler içinde muhtelif manaya kullanılmıştır. 

Filhakika Türkçe'mizdeki Devlet kelimesinin çok dikkate değer eski bir mânası vardır. Bu kelime (müdavele) ve (tedavül) kelimeleriyle müşterek bir maddeden, (devi) maddesinden çıkmıştır. Ve, lügat mânasile. tedavül eden yani elden ele geçen kuvvet, iktidar, mevki ve itibar demektir. Eski Arapçada, harbeden iki ordudan kâh birine, kâh ötekine geçen galibiyet ve zafere (devlet) denildiği gibi; servet, makam, nüfuz ve' itibar sahibi kimselerin bu hal ve vaziyetine de (devlet) denilirdi. (Tereüme-i kamusa bakınız). Kelime bize Arapça dan bu asıl ve lügat mâ nafile geçmiş ve bu mânayı yakın zamanlara kadar da muhafaza etmiş ve. dikkat edersek, hâlâ kısmen muhafaza etmektedir. Eskiden bazı yüksek makam sahiplerine karşı büyük bir aaygı ifade eden (devletlû) tâbirimiz vardı. Bazı şahsiyetlere (devletlû) yahut (devletlûm) diye hitabedi lirdi ki; bununla şerefli, nüfuzlu, servet ve kuvvet sahibi kasdolunurdu. Bugün bile mevki ve şerefe nail oldu mânasına (filânın başına devlet kuşu kondu) yahut (filân devlete erdi) darla. Nitekim: 

Olmaya Devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

mısrasında da Devlet, ikbal ve iktidar mevkii, kuvvet, nüfuz, servet manasınadır. Emevi, Abbasi, Selçuki ve Osmanlı Devleti tâbirlerinde Devlet yine bu mânayadır. Yani Beni Ümmiye ve Abbasî ailelerine, Selçuk ve Osman Oğullarına ait İkbal, şeref, kuvvet ve müknet demektir. Şu halde, kelimenin bu lügat ve kullanış mânası göz önünde tutulunca, eskilerin anlayışına göre Devlet, tıpkı bir altın top gibi, elden ele geçen ve en kuvvetlinin zapt ve inhisarına giren İkbal, nüfuz ve iktidardır. Modem hukukta kelime bu eski mânasından hayli uzaklaşmış olmakla beraber, bugün bile gerek halkımız dilinde ve gerek politika âleminde bu mânaya alındığı görülmektedir. 

İlâve edelim ki, bizim Devlet kelimemizin Garp dillerindeki karşılığı olan, meselâ, (Etat), (Staat), (State), (Stato), (Estado) kelimeleri de bugünkü mânalarında çok eski değildir. Bunların hepsinin aslı Lâtince (status) dır ki (stuattort) yani hal ve vaziyet demektir. 16'ıncı asrın meşhur Fransız hukukçularından Jean Bodfn'in kaleminde bile kelime tamamiyle bugünkü mânasında değildi. Bodln, (Etat) yahut (Estat) kelimesinden kâh cumhuriyet kâh monarşi veya demokrasi gibi muayyen bir hükümet rejimi anlıyordu [1], 

[1]Jeın Dablfı'den naklen, Doctrines generales de PEtat, Lib du Ree. Sirey, 1930

Görülüyor ki Devlet kelimemiz, tarifine emek vermeye değer bir mefhum saklamaktadır. Hattâ mübalâğasızca diyebiliriz ki, âmme hukukumuzun esasları Devlete vereceğimi! tarife ve Devlet realitesinden anlayacağımız mânaya bağlı kalmaktadır. Zira âmme hukukunun hareket noktası ve süjesi Devlettir. Aşağıdaki sahifelerde, sırf müşahede ve tahlil yol ile, bin bir tarif denemesi yapacak ve, doktrin münakaşalarına girmeksizin, realist bir görüşle Devlet fikrini tayin ve tahdide çalışacağız. 

Müşahede ve Tahlil 

İnsan ve birlik hayatı: Müşahedeler gösteriyor ki, insan yeryüzünde tek başına yaşamadığı gibi, bütün insanlar tek bir cemiyet halinde de yaşamıyor. Bilakis, insanlar bir takım tabii veya itibari sınırlarla birbirinden ayrılmış irili ufaklı birlikler halinde ve içinde yaşıyor. Coğrafya haritalarında muhtelif renklerle gösterilen bu birlikler birbirinden, evvelâ, dağlar ve denizler gibi, tabii manialarla yahut, hudut taşları, hudut karakolları, gümrük kulübeleri, telgraf ve telefon direkleri vesaire gibi sun'i ülke sınırlar ile ayrılmıştır. 

Saniyen bu birlikler, kendilerini terkip eden insanların psiko-sosyo1ojlk hususiyetleri itibarile de birbirinden ayrılmıştır. O suretle ki, başka başka birliklere mensup insanların konuştukları dil, bağlandıkları ırk ve din, yaşadıkları tarih, hattâ tenlerinin ve saclarının rengi ve bedeni teşekkülleri, ruhi temayül ve kabiliyetleri de başka başkadır. Seyahat etmek üzere Türkiye'den kalkan bir yolcu her geçtiği ülke içindeki insanları diğer ülke insanlarından dilleri ve bazen dinleri, yaşayış ve düşünüşleri bakımından olduğu kadar, gaye ve menfaatleri, âdet ve kanunları bakımından da farklı buluyor ve her ülkede az çok farklı bir nizamla karşılaşıyor: ayrı bir camla otoritesinin hüküm sürdüğünü görüyor. 

Bu, yalnız bugün mü böyle? Hayır, bütün tarih boyunca bu böyle olmuş; müşterek bir yer yüzü çevresinde oturup da birbirine komşuluk ve hısımlık gibi yakınlık bağlarıyla bağlı bulunan insanlar daima ayrı bir grup teşkil ederek yaşamış, hayat ve saadet imkânlarını, bizim diye ifade ettikleri, bu gruba bağlanmakta görmüştür. Ve bu suretle, geniş ve dağınık insanlık alemi içinde, müşterek hayat ve menfaat grupları ve ülke birlikleri vücuda gelmiştir. Gelmesi zaruridir, çünkü insan. Eflâtun'dan beri tekrar edilegelmiştir ki. sırf kendi gücüyle kendine yetinemeyen ve ancak başkaların yardımıyla yaşayabilen bir mahlûktur. Bu başkaları ise, evveli, gayet tabii olarak, insanın elinde ve kucağında büyüdüğü ana babası ve etrafındaki hısım ve akraba gibi ailesi efradıdır. Sonra da komşuları yani ayni bir yer sahası üzerinde beraber doğup omuz omuza yaşadığı: dili diline, dini dinine, ruhu ruhuna, menfaati menfaatine benzeyen ve bu sebeple kendine mekân içinde en yakın ve bağlı olan insanlardır. Eski devirlerin atalık, aile ve klan birlikleri, eski kabile ve aşiret teşekkülleri gibi zamanımızın milli camiaları da hep yaradılışta mevcut olan bu tıynetin yani birlikte ve bir grup halinde yaşama ihtiyacının birer İfadesi ve iman oğlunun bağlandığı grupmanlar olmuştur. 

Dikkat edersek, birlik hayatı ve muayyen bir gruba bağlanıp yaşama ihtiyacı sadece insanlara mahsus bir yaradılış da değildir. Yine müşahedeler gösteriyor ki bu alemde canlı olup ta tek başına yaşayan hiç bir varlık yoktur. İçtimai muhit yalnız insanlarda değil, bütün canlı varlıklarda hayatın muhafazası ve gelişmesi için ilk ve en zaruri bir şart olarak zuhur ekmektedir. Hatta içtimailik insiyakı, meselâ anlar ve kuşlar gibi, bazı hayvanlarda dikkate değer bir şekilde kuvvetli ve gelişiktir. Bir arı kovanı bal taşıyan, mum yapan ve kovanı müdafaa eden işçi ve bekçileriyle; içeride muntazam bir işbirliği ve iş bölümü teşkilat ile İnsan cemiyetlerinin bir çoğunu geride bırakır. Hulâsa içtimailik bakımından İnsanla hayvan arasında hakikaten bir mahiyet farkı görünmüyor. Fark şuradadır ki, grup hayatı ve yardımlaşma ihtiyacı hayvanlarda bir defaya mahsus olarak şekillenmiş ve sabit bir kalıpta donup kalmış olduğu halde: İnsanlarda ayni ihtiyaç devirler İçinde daima değişmiş ve bununla birlikte grup hayatı da şekilden şekle girmiştir, insanın düşünme melekesi ve teknik zekâsı açılıp geliştikçe, hayat ve mukadderatına olan şuuru aydınlandıkça: insan kendini daha iyi tanır ve etrafını daha iyi görür oldukça, bir kelime ile insan medenileştikçe grup hayatı da genişleyip zenginleşmiştir. Ve bu suretle ilk çağların klan ve kabile gibi küçük ve basit hayat grupları dinî, iktisadi, siyasi ve askerî bin bir çeşit vukuat ve sosyolojik istihaleler içinde zaman yumruk ile yumruklana yuvarlana tekâmül etmiş ve bundan da bugünün ülke sınırları ile birbirinden ayrılmış gördüğümüz geniş insan birlikleri meydana gelmiştir, işte bugün, meselâ, Türkiye. Yunanistan, Almanya, Fransa diye adlandırdığımız bu birliklere Devlet diyoruz [2]

Şu halde yukarı ki müşahedelerden ve tarihi mülâhazalardan çıkan ilk bir neticeye göre Devlet, her cemiyet gibi, bir cemiyet yahut, başka bir kelime ile ''birlik''tir[3]. Ve insanın içtimai oluşunun bir ifadesidir. Cemiyet yahut birlik mücerret bir mefhumdur ve bir (cinsi) ifade eder. Aile, millet ve Devlet ise bu geniş, cemiyet anlamı içinde mahdut birer (nevi) ve muayyen birer tip vücude getirir. Meselâ hayvan mefhumuna nisbetle insan nev'i ne ise, birlik mefhumuna nisbetle de Devlet odur, insan, hayvan cinsinin nasıl muayyen bir nev'i ise, Devlet de birlikler âleminin öylece bir nev'idir[4

[2] Devletin tarihi tekamülde aile, klan ve kabile gibi küçük grupmanların muhtelif sebeplerle birleşip kaynaşmasından dolduğunu kabul eden bu izah tarihçi ve sosyologların bir tarafından ileri sürülen ve düşünen aklın da mantığına uygun gelen bir izahtır. Bununla beraber, son zamanlarda, bu görüş şiddetle tenkit edilmektedir. Tenkit edenlere göre bu izah tarihi bir gerçeği ifade etmekten çok bir hayal ve bir süri lojik mahsulüdür. Ve bir Fustel de Coulange edebiyatıdır. Hakikatte diyor tenkitçiler, insanlar küçük birlikler halinde toplanmazdan evvel siyasi ve milli büyük camialar teşkil etmişler ve, kelimenin geniş manasıyla, Devlet halinde yaşamışlardır. Şu halde Devleti aile ve klan gibi küçük gruplara değil; bilakis, bunları Devlet yaratmış ve bu birlikler Devlet muhiti içinde taazzuv etmiştir. Bu tenkidin tafsilatını görmek isteyen okuyuculara tavsiye ederiz: Prof Lucien Febvre. La terre et l'évolution humaine (Introduction géographique a I'historie) Bib. de synt. historique, sah. 176-187. Bu tenkit üzerine- kuvvetli bir mütalaa görmek İsteyenlere de tavsiye ederiz: Henri Beer. En marge de l'histoire üniverselle, aynl kolleksiyon, sah. 87 ve müte. 
[3]  Cemiyet yahut birlik Ali, Veli, Ahmet, Mehmet... gibi bir çok insanın bir araya gelmesinden ibaret bir  toplam, toplum, topluluk veva toplantı değildir. O bir terkip yani ruhi bir birleşme ve kaynaşmadır. Aile, köy, millet, Devlet., birer cemiyet yani  birer beşeri sentezdir.
[4] Dei  Vechito: Hukuk Felsefesi Dersleri, Suut Kemal Yetkin tercümesi. sah.277

Yalnız insan, hayvan cinsinin diğer nevilerinden bazı hususiyetlerle ayrıldığı gibi. Devlet de başka çeşit birliklerden kendi nev'ine mahsus bazı vasıflar ve hususiyetlerle ayrılır ve muayyen bir kategori vücude getirir. Şimdi Devleti başka birliklerden ayıran bu vasıf ve hususiyetleri görelim. 

Devlet Birliğinin Hususiyetleri: 

1) Devlet insan birliklerinin en genişidir: Devleti başka nevi birliklerden ayırt eden hususiyetlerden biri ve belki başta geleni onun, diğer bütün birliklere nisbetle, daha geniş ve daha kuşatıcı olmasıdır. Bugün en küçük bir Devlet ve meselâ bir Monako Prensliği bile, ülkesi üzerinde yasayan insanların mensup oldukları muhtelif grupmanları ihata etmekte ve bunların hepsini kuşatmaktadır.

Filhakika, dikkat edersek, bir Devlet, mesela bir temerküz kampı gibi, teker teker fertlerden teşekkül etmiyor. İnsanlar Devlet muhiti içinde birer atom gibi yaşamıyor. Bilâkis Devlet, birbirine bağlanan hatla birbirini içine alan ve, âdeta soğan zarları gibi, birbirini kuşatan irili ufaklı bir takım biyolojik, sosyolojik ve coğrafi birliklerden terekküp ediyor. Ve insanlar, evvelâ, içinde doğdukları yuva ve üzerinde yaşadıkları yer çevresi itiharile afle, köy, mahalle, nahiye, kaza, vilâyet, taraf yahut havali gibi birbirini ihata eden bir seri çevre grupmanları teşkil ediyor. Saniyen sanat ve meslekleri, din, felsefî ve siyası kanaat ve temayülleri itibarile muhtelif gaye grupmanlarına mensup bulunuyor. Devlet ise bütün bu hususî ve mahallî çevre ve gaye grupmanlarını kucaklayıp bunları birbirine siyasî bir surette perçinleyen, aynı bir bayrak ve buyuruğa ve tek bir sevk ve idare merkezine bağlamak suretile kaynaştıran, sosyal taaddüt ve tezat içinde siyasî bir vahdet ve vifak yaratan daha geniş bir grupman veya bir nevi grupmanlar birliği yahut, daha iyisi, birlikler manzumesi seklini alıyor. 

Düşünelim ki, insan İçin ilk ve en tabiî birlik ailedir. Her birimiz bu yuvada doğuyor ve hayatımızın ilk çağlarını, bir soyadıyla ifade ettiğimiz, bu muhitte yaşıyor; oğul, torun sıfatıyla bir aile birliğinin âzası bulunuyoruz. Büyüyüp de rüşdümüzü elde edince, bu defa da kan, koca, baba, büyük baba sıfatıyla yine bir aile birliği içinde yaşıyoruz. Bu bakımdan Devlet, meselâ Türkiye'miz, binlerce aileden mürekkep muazzam bir aileler birliğinden başka bir şey değildir. Sonra, aileler de birbirinden ayrı ve her biri kendi başına yaşayan ve, en eski çağlarda olduğu gibi, dışarıya karşı kapanmış ve kendi muhitine bürünüp kalmış birlikler değildir. Bilâkis bunlar da, üzerinde oturdukları yer çevresi ve birbirine olan hısımlık ve komşuluktan itibarile bir köy ve kasaba teşkil etmektedir. Bir köy veya kasaba hattâ büyücek şehirlerde bir semt veya mahalle, bir arada ve ayni bir yer çevresi içinde oturan ailelerden mürekkep ve bunlar kadar tabiî birer birliktir. Her aile ayrı bir biyolojik ünite teşkil ettiği gibi, her köy ve kasaba da birer coğrafi ve sosyolojik ünite vücude getirmekte: muhtelif ailelerin fertleri gibi, muhtelif köy ve kasaba ahalisi de müphem veya açık bir takım fizik ve ruhi hususiyetler taşımaktadır. Bu da gayet tabiidir, zira, köy ve kasabaların bir çoğu, zaman içindeki teşekkülleri itibariyle, birbirine hısım ailelerden meydana gelmişti. Anadolu'muzun bir çok köylerine dikkat edersek, bunların birbiriyle hısım birkaç ailesinin zamanla çoğalıp genişlemesinden meydana geldiğini ve halkının birbiriyle uzaktan ve yakından akraba olduğunu görürüz. Nihayet, köy, kasaba ve mahalleler de yine çevre itibarile birleşerek birer nahiye, kaza ve vilâyet birliği meydana getirmekte; hattâ vilâyetlerde tabii ve coğrafi durumlarına, iktisadi ve sosyal münasebetlerine göre birleşerek birer taraf yahut havali (région) birliği teşkil etmektedir. Kasabalar, vilâyet ve havaliler, zannedildiği gibi birer itibari bölgeler değildir. Hususuyla Türkiye gibi ülkesi geniş Devletlerde bunlar birbirinden çok farklı coğrafi üniteler, iktisadi ve sosyal birliklerdir [5]. 

[5] İlk bakışta nahiye, kaza, ve vilâyet taksimatı sırf idari ve itibari gibi görünmekteyse de dikkat edilirse, bunlar, da köy ve kasabalar kadar tabii birliklerdir. Herkes bilir ki, Anadolu'muzun orta, batı ve doğu bölgeleriyle Karadeniz ve Akdeniz kıyıları, coğrafi durumu ve jeolojik tabiatı, suları, iklim ve nebatları itibariyle birer farklı ünite teşkil ettiği gibi; bu bölgelerde yaşayan insanlar da, vücut yapılan ve lehçeleri kadar karakter ve zihniyetleri itibariyle farklı birer grupman vücude getirmektedir. Bir Sivaslı ile bir Samsunlu, bir Erzurumlu ile bir Karadenizli arasındaki konuşma, vücut yapısı, hareket tarzı, fizik ve ruhi reaksiyon farkını hepimiz biliriz. Daha dikkat edersek, ayniı bir şehir ve kasaba hududu içindeki insanların bile semt itibariyle farklılaştığını ve her semtin, hatta büyük şehirlerde her mahallenin farklı birer ünite teşkil ettiğini görürüz. İstanbul gibi bir şehirde bu keyfiyet göze batacak kadar açıktır. Gerçi etkiden göze çok çarpan bu farklar, şimdileri nakil vasıtalarının çoğalması ve haberleşme imkanlarının bollaşması. İktisadi ve ticari münasebetlerin sıklaşması, matbuatın inkişafı, hususiyle Devlet mekteplerinin tevhit ve tesviye edici terbiyesinin ve kültürünün umumileşmesi gibi sebeplerle gittikçe azalmaktadır. Fakat ne kadar azalsa, tabiat ve iklim farklılıklarının ve tarih bağları durdukça semt ve havali farklarının ortadan tamamiyle kalkacağına ihtimal verilemez.

Devlet muhitinin kucakladığı grupmanlar yalnız aile, köy ve vilâyet gibi tabii ve coğrafi şartlardan doğanlar da değildir. Bunlardan başka ve sırf psiko-sosyolojik şartlardan doğmak üzere daha bir çok İnsan grubu vardır. Her birimiz sanat ve mesleğimiz itibariyle gruplaşıyor; tacir, çiftçi, memur, muharrir, mütefekkir., sıfatıyla birer zümre teşkil ediyor ve nihayet siyasî ve felsefî temayül ve kanaatlerimiz itibariyle de partiler, ilim ve hayır cemiyetleri vücude getiriyoruz. 

Şimdi bütün bu tabii, coğrafî ve sosyolojik birlikler hep devlet içinde yer almakta ve bu muhitte doğup yaşamaktadır. Hatta millet bile ayni muhit içinde ve devlet birliğinin sosyolojik bir ifadesi olarak tahakkuk etmektedir. Görülüyor ki, Devlet, bu çeşit çeşit birlikleri kuşatan ve âdeta bir arı kovanı gibi göz göz birlikler yuvası ve gruplar manzumesi şeklini alan geniş ve ihatalı bir birliktir. 

Gerçi Devletten de geniş insan birlikleri yok değildir. Din ve ırk birlikleri ve Devletler cemiyeti, hattâ bunları da kuşatmak üzere bir insanlık dünyası mevcuttur. Bugün müslümanlık gibi hristiyanlık da. Türklük gibi Slavlık da içinde birden çok Devlet birliği barındıran geniş camialardır. Nihayet din ve ırk gruplarını da ihata eden cihanşümul bir insanlık âlemi var. Fakat dikkat edersek, bunlardan hiçbiri, birlik olmak itibariyle, Devletle ölçüşemez. Zira Devlet, bunlar gibi, biyolojik, psikolojik hattâ sadece sosyolojik bağlara dayanan sivil bir camia değildir. Devlette, sivil camialarda mevcut olan bağlardan başka ve bunlara zait olarak bir bağ daha var ki, bunu siyasî tabiriyle ifade ediyoruz. 

2) Devlet, merkezi bir sevk ve idare teşkilatına bağlı olarak yaşayan insanlardan mürekkep bir siyasi birliktir: Devlet birliğinin ikinci bir hususiyetini, onun siyasî oluşu teşkil eder. Bilindiği üzere, din birlikleri dayanağını ahret akidesinde bulmakta ve, zamanımızda bunlar, sırf ruhi ve vicdanî bir bağlılığın ifadesi kalmaktadır. Irklar ise, gerçek veya farazi, bir biyolojik vakıa ve Devletler cemiyeti de şimdilik bir temenni halindedir, insanlık camiasına gelince, bu da bugün için, çok asil olmakla beraber, henüz müphem bir duygu olmaktan kurtulamamaktadır. Halbuki Devlet her şeyden evvel siyasi bir grupman ve bir merkezi sevk ve idare organizmasıdır.

Yukarıda gösterdiğimiz gibi, Devlet, aileden millete kadar, muhtelif seride grupmanlar ihtiva etmektedir. Fakat bunlardan hiçbiri siyasi değildir. Bu grupmanlarda birlik umdesini teşkil eden bağ tabii veya coğrafi yahut da sosyolojiktir. Devlet birliğinde ise bu bağ bilhassa siyasidir. Bu birlikte insanlar birbirine ve heyeti umumiyesi bir vahdet merkezine siyasî bir surette yani bir tâbiiyet = (sujétion) bağ ile bağlanır ve bir emir ve kumanda teşkilâtına tâbi kalır. Bu tâbiiyetin maddi remzi Devletin bayrağı, hukuki remzi de Devlet camiasını sevk ve idare vazifesini üstüne alan heyetin yani hükümetin buyuruğudur. Devlet birliğinde herkes bu bayrağa ve buyuruğa tâbi ve bağlı yaşar. Bu itibarla Devlet, başka bütün birliklerden ayrıldığı gibi, bizzat kendi muhtevasını ve maddesini vücude getiren milletten de ayrılır. Gerçi bu ayrılış reel değil, sûridir. Ve madde ile formun ayrılışı gibidir. Millet madde ve öz, Devlet ise bir formdur. Devlet haline gelmemiş olan bir millet sadece psiko-sosyolojik bağlarla birbirine bağlı insanlardan mürekkep bir câmiadır. Bu bağlara siyasi yani aynı bir bayrağa ve buyuruğa tâbi olmaktan doğan diğer bir bağ inzimam edincedir ki, millet Devletleşir ve bir Devlet üniforması giyer. Devletle millet mefhumlarını ayıran şey bu siyasî üniforma olduğu gibi; milletle ırk realitelerini ayırdeden de ayni üniformadır. Irk siyasî üniformasız bir millettir. Siyasî üniformalı millet ise Devlettir. 

Müşahedelerimizi biraz daha derinleştirirsek görürüz ki, Devleti başka birliklerden ayırdeden sırf sosyal ihatası olmadığı gibi siyasilik vasfı da değildir. Devlet ayni zamanda ve bilhassa en geniş coğrafi bir ünite ve bir ülkeye malik grupmandır. 

3) Devlet, memleketi olan ve hududu belli bir ülke üzerinde yaşayan insan birliğidir: Gerçi saha ve sosyal ihata itibarile Devletten daha geniş birlikler mevcuttur, fakat bunlarda hududu belli bir ülke fikri yoktur. Halbuki Devlet, ülkesi oları ve toprağa bağlanan bir câmiadır. Hududu belli bir yer çevresine yerleşip burayı yurt edinmemiş bir cemiyet düşünülebilir. Gezgin insan kümeleri bugün bile var. Hattâ bugün, kelimenin geniş manasıyla, bir nevi siyasi birlik manzarası arzeden gezgin câmialar ve göç eden kavimler bile var. Fakat ülkesiz bir Devlet tasavvur bile olunamaz, ülke siyasi oluşun fizik muhiti ve Devlet fikrinin zarfı ve kalıbıdır. Bundan dolayıdır ki Devletler, meselâ Türkiye. Rusya, Almanya, diye ülkelerinin ad ile çağrılmaktadır. Türkiye Türklerden, Rusya Ruslardan mürekkep siyasî birliğin, üstünde yerleşip yaşadığı memleket yahut ülke demektir. Deutchland =Alman memleketi, Fransa bilinen sınırlar içindeki yer çevresidir. 

Dikkat edelim ki, ülke Devlet birliği için sadece maddi bir muhit ve bir ikamet sahası, bir konak yeri yahut bir misafir evi gibi bir şey değildir, ülke otonom bir hukuki ve sosyal nizam çerçevesi, daimî ve inhisarı bir mülkiyet mevzuu ve bir faaliyet ve salâhiyet çevresidir Bu çevre içinde bulunan herkes, her şey ve her grupman yakından veya uzaktan, vasıtalı veya vasıtasız Devlet birliği nizamına bağlı ve birlik salâhiyetlerine tâbidir. Bu nizamın prensibi, meselâ bugünün din câmialarında olduğu gibi sırf ruhani, İlim ve hayır cemiyetlerinde olduğu gibi manevî, siyasî partilerde olduğu gibi fikri ve felsefi değil: hukukidir, yani, doğruluk ve hakkaniyet duyusunun maddî bir cebir müeyyidesin" ve bir icbar sistemine dayanmasıdır. 

4) Devlet birliğinde maddi cebre dayanan ve ülke sınırlarıyla sınırlanan umumi bir nizam vardır: Gerçi her birlikte, şekli ve hacmi ne olursa olsun, muhakkak surette bir nizam mevcuttur. Çünkü her birlik, küçük veya büyük bir bütündür. Nizam ise bir bütünün müteaddit ve muhtelif unsur ve elemanlarının birbirine bağlanıp birlikte ve bir İnsicam dairesinde hareketlerini temin eden kaide ve kanunlar sentezidir. Binaenaleyh nizam birlik vakıasından ayrılmayan bir şeydir. Bunun içindir ki, yalnız insan cemiyetlerinde değil, her hayvan cemiyetinde bile şu veya bu şekilde bir nizam görmekteyiz. Fakat nizam lâzimesi insan cemiyetlerinde müstesna bir ehemmiyet almaktadır ve alması zaruridir. Zira ayni bir hayat gayesi yolunda birlesen ve müşterek bir yer çevresi İçinde birlikte yasayan insanlar ister istemez bir takım müşterek hareket ve münasebet kaidelerine uyma zorundadır ki. birliğin nizamı bu kaidelerin bir muhassalası olmaktan başka bir şey değildir. 

Yalnız Devlet birliğindeki nizam, diğer bütün cemiyet nizamların dan bazı noktalarda ayrılmakta ve kendine mahsus bir tip teşkil etmektedir. Bir kere bu birlikteki nizam, ülke sınırları içinde bulunan bütün insanlara ve her çeşit birliklere şamil ve bu itibarla umum ve emperatiftir. Bu bir -âmme nizamı» dır. Sonra bu nizam hükümetle temsil olunan ve üstün bir merkezi otoritenin elyevm isleyen maddî bir icbar sistemine dayanmaktadır. Devlet nizamına uymayan ve buna aykırı hareket edenler, birlik kuvvet ve otoritesinin merkezi ve mümessili olan hükümetin polis ve jandarma gibi silahlı tenkil vasıtalarile uymaya zorlanır. 

5) Devlet birliği hükümetle temsil olunup hâkimiyet tabiriyle ifade edilen merkezi ve üstün bir kuvvet ve otoritenin hükmü ve gözcülüğü altındadır: Gerçi her birlikte bir nizam mevcut olduğu gibi bu nizamı tutmak ve devam ettirmek üzere de müşterek ve maşeri bir birlik gücü ve bunun sosyal ifadesi olan bir otorite mevcuttur. Birlik nizam fikrini, nizam da otorite fikrini istilzam eder. Yalnız şu var ki, Devlet camiasında hükümet heyet ve teşkilatıyla temsil olunan otorite hususi bir ifade ve şekil almakta; ülke üzerindeki diğer bütün dağınık, mahalli ve mahdut otoriteleri aşarak merkezi bir üstünlük arz etmektedir. O suretle ki. Devlet otoritesi karşısında, başka bütün şahısların, teşekkül ve grupmanların nüfuz ve otoritesi izafi ve zayıf kalmaktadır. Devlet birliğinin en mümeyyiz vasfını da, hâkimiyet kelimesiyle ifadelendirdiğimiz, bu üstün, merkezi ve umumi otorite teşkil etmektedir. 

Netice 

Devleti bir insan birliği olmak itibarile vasıflandıran ve başka türlü birliklerden ayırdeden hususiyetler işte bunlardır. Şimdi müşahede ve tahlillerimizi neticelendirmek ve yukarıda kaydettiğimiz hususiyetleri belirtmek üzere Devleti şöyle tarif edebiliriz: 

Devlet muayyen bir ülke üzerinde ve, Hükümetle temsil olunan, üstün ve merkezi bir otoritenin hükmü ve gözcülüğü altında, muayyen hukukî ve otonom bir nizama bağlı olarak yaşayan insanlardan mürekkep siyasi ve en geniş birliktir. 


Ordinaryüs Profesör Dr. Ali Fuat BAŞGİL

Yorum Gönder

0 Yorumlar